Aranan kan bulundu mu, bulunmadı mı sorusu, sizin hangi kanı aradığınıza bağlı. Siz hangi kanı arıyorsunuz, biz hangi kanı arıyoruz? Bir hastaya şifa verecek kan mı bu, şifa bulanı yatağa düşürecek kan mı?
Ne yazık ki, şifa bulanı yatağa düşürecek kan, bu ülkede birçok insanın damarında insan kanı diye dolaşıp, duruyor.
Maalesef, aranan kan halen bulunamadı.Bu kan, dökülmesinden zevk alınan kan değil.Bu kan, siyasi malzeme olarak kullanılanından da değil.Bu kan, insan olmanın gereği olarak damarda akan ama insan olmanın gereğine göre akıp giden kandır.
İnsanlar yaşadığı yeri farklı bir yere koyar.Orası doğduğu yerdir, büyüdüğü yerdir, doyduğu yerdir. Orada anıları vardır; iyi veya kötü. Ne hayaller kurmuş, ne umutlar beslemiştir.Belki sevmiş, belki ayrılmış, belki üzülmüş, belki sevinmiştir.Bütün bunların hepsini birden de yapmıştır.Bir arada oldukları, birlikte yaşadıkları, bu ülkenin insanlarıyla…
İşte aranan kan, bunun farkına varandır.
Yaşadığı toprakları düşmana peşkeş çekmemektir mesela.Kendi ülkesini pazarlık masasına koymamaktır.Kendi milletine ihanet etmemektir.İyi de olsa, kötü de olsa kol da kırılsa, yenin içeride kalacağını bilmektir.
Özellikle siyasi çekişmeleri kendi içinde çözer, sandıkta haddini bildirir, her seçimde birilerinin boyunun ölçüsünü almasına sebep olur.
Ama asla kendi siyasetçisini, halkını, ülkesini “düşman” bir ülkeye değişmez.Bizde ise tam tersi var.
Sadece siyasi muhalefet, bütün değer yargılarını bir yana bıraktırıyor.Sandıkta yenemiyorsa, terörle yenmek istiyor.Sandıkta yenemediğini, kirli ilişkilerin desteğiyle yenmek istiyor.Yine yenmeyince başka ülkelerin, özellikle de düşman bilinen, ülkemize ve milletimize diş bileyenlerin desteğiyle yenmek istiyor.Olmadı mı, bu defa içeride uyuyan yılanları uyandırarak bunu yapıyor.Hain üretiyorlar, tıpkı bir fabrika gibi.Kendini patlatacak enayi avına çıkıyor, canlı bombaları gönderiyorlar dört bir yana.
Bomba patladıktan sonra da hükümete yüklenmeye başlıyorlar; istihbarat nerede, hükümet istifa, halen istifa eden yok, Türkiye teslim oldu, başkentin göbeğinde patlayan bombadan hükümet habersiz.
Öyleyse cumhurbaşkanı istifa etmeli. Başbakan istifa etmeli.Bakanlar istifa etmeli.MİT Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürü de istifa etmeli.
Terör saldırıları sonrası alınan tüm güvenlik önlemleri, yine aynı muhalefet için eleştirilecek konudur. Sosyal medya zayıflamıştır, internet yavaşlamıştır; sansürdür elbet.
Henüz asker sokağa inmedi ama polisin arama yapmasına bile laf söyleyenler, milyonlarca araç içinde bomba yüklü olanı nasıl bulamadığını da soranlardı.
Tabii bunların amacı üzüm yemek değildi.Kanları da buna müsait değildi. Damarlarında çok farklı bir kan akıyordu, irinle, pasla, pislikle karışık.
Paris saldırısında bunu daha net anladık.Hepsi birden Fransız oldu.Fransa hükümetinin aldığı tüm olağanüstü güvenlik önlemlerini yerinde bulan bu çevreler, ne internete, ne sosyal medyaya ne de askerin sokağa inmesine ses etmedi, alkış da tuttu.
İşte tam o zaman teröre lanet okuyordu, teröre destek veren herkes…
Hepsi Paris için ağladı, Parisliler için gözyaşı döktü ve sadakat yemini bile etti.Yalakaların yaptığı yaranmadır dedik, geçtik.Yeniden ülkemizde terör olayları oldu.Hendek kazıldı, suçlu devletti.İlçeler abluka altına aldı, suçlu devletti. İlçeler kurtarıldı, suçlu devletti. Canlı bombalar birer birer kendini patlattı, suçlu devletti.
Her olaydan önce veya sonra hükümetin aldığı her tedbir, zafiyetinin göstergesiydi ve halen yüzsüzler istifa etmemişti.
Meydanlarda masum insanların kanı akıyordu ama damarında insan kanı taşımayanlar, bundan nemalanma derdindeydi.Aynı yerden finanse edilen ve kanka olan farklı terör örgütleri, farklı yerleri patlatarak, hükümeti istifaya zorluyorlardı.Gözünü kan bürümüş olan malum çevre, akan kanın işlerine yaramadığını görünce çıldırıyorlardı.
Bereket Brüksel’de üç patlama oldu da biraz rahatladılar.Bu defa Brüksel’deki patlamaya Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan sebep olmuştu.
Gerçekten bunların damarında akan kan değil, katılaşmış pislikti resmen.
Ama aynı suçlamaya karşın, Belçika hükümetin aldığı her güvenlik tedbirine de güzelleme yapmakta gecikmiyorlardı. Damarlarında akan kan, Brüksel için akmaya devam ediyordu.
Ülke resmen teröre teslim olmuş, birçok önemli nokta kapatılmış, havalimanlarında uçaklar bile kalkmaz olmuştu.Asker sokakta, internet askıda, sosyal medya zaten yoktu.Didik didik edilen bir Brüksel vardı artık, sokağa çıkılmayan ve adeta sıkıyönetim zamanlarını andıran…
Kendi ülkelerinde sosyal medyanın zayıflatılmasını bile istifa sebebi sayan kansızlar, Brüksel’de yapılan sıkıyönetimin teröre karşı durma ve tedbir olarak alabiliyorlardı.
Kanalizasyonda akanlar, bazılarının damarında kan diye akıyor olmalıydı ki, yüzümüze baka baka iyi bir şey yaptıklarına inanmamızı da istiyorlardı.
Neyse ki, Amerika’da RezaZarrap yakalandı da, yeni bir malzeme buldular, damalarında kan yerine irin akanlar…
Körün eline bir bit geçmiş de, o bitin derdine İran düşsün, Türkiye değil…
 
Tweetimden seçmeler
Sorun ne biliyor musunuz, başkasına ağlayan ama kendi ülkesindeki acıya körükle gidenlerin adam sayılmasıdır.
www.naifkarabatak.net
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375