Dil, her ne kadar insanlara özgü kabul edilen bir sistem olsa da, tüm canlılar arasında iletişimi sağlayan en temel araçtır.
Evet, tüm canlılar... Zira dil, genel anlamı itibariyle sadece insanlara özgü bir kavram değildir. Hayvanların, açlık, korku vs içgüdülerini dışarıya vurma bağlamında geliştirdikleri sesler bütünü, bitkilerin görünüş itibariyle vermiş oldukları mesajlar da ”dil” kavramı içersinde değerlendirilmelidir. Örneğin solmaya yüz tutmuş bir çiçeğin susuzluktan isyan edip boynunu bükmesi de bir çesit dile örnektir.
Hayvanlar ve bitkilerden ziyade insanların geliştirdikleri konuşma dili, yazı dili ve hareket dili vardır. Alt başlıklardan da anlaşılacağı üzere insanlar, diğer canlılardan farklı olarak kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmek icin çesitli diller geliştirmişlerdir. Türk dili, Alman dili, Kürt dili, Arap dili vs. Adı geçen bu diller, fonolojik, morfolojik, semantik, sentaks ve pragmatik yapıları itibariyle birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Bir dilin layıkıyla temsili, yukarıda belirtilen beş temel esasa bağlı olmaktadır.
Bütün bu dillerin dışında, insanların tamamıyla duygulardan oluşturdukları, kendilerince özel anlamlar yükledikleri diller vardır. Rüzgarın dili, yağmurun dili, nefret dili, barış dili…
Hep beraber ”barış dili” ne bir göz atmaya ne dersiniz?
Barış!
Köken itibariyle Türkçe, iki heceli, telaffuzu kolay, kulağa hoş gelen bir kelime. Bu aralar hepimizin de dilinde…Ancak, barış dilinin layıkıyla temsil edildiği konusunda hemfikir miyiz acaba? Hepimiz halklar arasında barışın sağlanmasını istiyoruz ancak bu isteğimizi dillendirirken, dışarıya ne derece bir samimiyet vurgusu yapabiliyoruz? Her ne kadar barışın, savaştan daha basit ve kolay olduğu düsünülse de, 90 yıllarda Irlanda Kurtulus Ordusu`nda görev yapmış, Ingiltere ile yürütülen barış sürecinin önemli temsilcilerinden olan Gerry Adams, tecrübelerinden de yola çıkarak, barışmanın savaşmaktan daha zor olduğunu söylemiştir.
Kişi, halklar arasındaki barışı teminden söz ederken, kendisiyle ve çevresiyle barışık olma durumunu ne derecede göz önünde bulundurmakta ve bu duygunun kendi manevi dünyasında ne ölçüde yer ettiğinin farkında olabilmektedir? Napolyon`un dediği gibi: ”barış demekle dünyada barış olmuyor”. Barış dilinin inceliklerinin farkında olmadığımız, belki de çok sade bir dil olduğuna inandığımız için hepimiz barışçı görünümünde birer savaşçı da olabiliriz değil mi?
Amerika`nın yerli halkı Kızılderililer`e ait guzel bir atasözünde denir ki: ”Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir”.
Barışı istemek, sadece savaşa karşı olmak demek değildir. Zira barış iyimserlik eğilimiyle, saygı ve sevgi ölçü alınarak, layıkıyla temsil edilme noktasına ulaşabilir. Layıkıyla temsil edilemeyen bir dil nasıl ki bozulmaya, hatta yok olmaya yüz tutuyorsa ”barış dili”nin de bu sondan kurtulamaması olasılığı kaçnılmaz olabilmektedir.
Savaşlara, yağma ve yıkmalara savaş açmadan barışa davetiye çıkaramayız. Silahlara - nereden patlatılırsa patlatılsın-, meydan okumayanın barıştan söz etmeye hakkı olmasa gerek.
Savaş dili kavga, şiddet, gürültü ve sindirme içerirken, barış dili gücünü sevgiden, samimiyetten, hoşgörüden, sevecenlikten alır. Peki kavga, gürültü, ve sindirme politikalarıyla savunma yapıp da barışa davetiye çıkaranların samimiyeti? Kimi zaman öfke ve şiddetin dilimize barıştan daha fazla hakim olduğunun, başka bir ifadeyle savaş dilinin barış dilinin önüne geçtiğinin farkında mıyız?
Islam peygamberi Hz Muhammed de ”Insan dilinin altında gizli” dir, demiştir. Madem ki dil, kişinin düşünce ve ruh dünyasının bir şekilde yansımasıdır, o halde toplumun bütününü kucaklayıcı sözlerden yola çıkmadan, dilimizdeki barış sözcüğünün gereğini yerine getiremiyoruz demektir. Ülkeyi yönetenler veya yönetmek icin aday olanlar barış dilini layıkıyla kullanamıyorlarsa, bunu onlara neden biz öğretmeyelim veya neden onların peşlerinden gitme gereği duyalım? Bu durum bizlerin, onların akıllarıyla düşüncelerimizi yönlendirdiğimiz anlamına gelmez mi?
Işte tam da bu yazılanlardan yola çıkarak:
Foto-montajlarla gelen yalan haberleri sorgulamayıp, üzerine atlayarak ve yayarak gerçeklere bir şekilde gölge düşürenlerin,
Barışı layıkıyla haykıranların kafalarına, sırf farklı siyasi görüşlere sahip olması sebebiyle, birilerinin barış sözcüğünü diline dolayarak, bir sopa indirebimek çabasında olanların,
Fikir özgürlüklerine kilit vuranların, bu yönde kışkırtmalara gidenlerin,
Yapılana değil, yapana istinaden oluşturulmuş kınamalarla gelenlerin,
Farklılıklara tahammül göstermeyenlerin ve daha kötüsü bunun farkında olmayanların,
Eleştiri ve düşmanlığı birbirinden ayırt edemeyenlerin, dillerindeki ”barış” sözcüğünün samimiyetine inanmıyor, onları adı geçen dilin layıkıyla kullanımı konusunda bir özeleştiriye ya da iç muhasebeye davet ederken yazıyı da ünlü Alman şair ve yazar Goethe`nin dile dair güzel bir sözüyle noktalıyorum:
”Doğru, gayretli, zarif olan, dilin kendisi değil, onun içinde somutlaşan ruhtur".
Barış dolu yarınlar, tüm insanlığın olsun…
Sevgilerle…

Yasemin Celep
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hasanakbl 7 yıl önce

keça min a delal ez tepîroz dikim. tu kevirekî di bine behra dabûyî bûyî fosîl û hemû rengê behrê li xwe girtine. silav

banner376

banner375