İçten ve dıştan yapılan tüm baskı ve tehditlere rağmen Güney Kürdistan bağımsızlık referandumu yaptı. %93 oranla Kürdistan halkı bağımsızlığa evet dedi ve %93'lük bu oranı sadece Güney'in talebiymiş gibi anlamak doğru değil.  TC devlet misyonerlerinin yönlendirdiği üç beş kişiliksiz Kürdün orada burada devletin elerine tokuşturduğu beyanatları okurken, Kürdler için "devlet kötüdür"  söylemlerine aldanmayın... Bu söylemin halk arasında bir karşılığı yoktur.  

O nedenle bu oran aynı zamanda diğer üç parçada yaşayan Kürd halkının da Güney gibi özgür koşullarda olduğunda bağımsızlığa evet diyeceği bir orandır.  Yani bu sonucu tüm Kürdistan'ın iradesi olarak kabul edebiliriz. Bunu sadece biz değil, Kürdistan'ı işgal eden güçler de biliyor. O yüzdende referandum öncesi, referandumun iptali için aralarında husumet olmasına rağmen birleşip Barzani şahsında federal Kürdistan üzerinde baskı uyguladılar.

Bunu tehdide götürenler bile oldu. Türk siyasi partileri bir bütün halinde önce tezkereyi onayladı, sonra da herkes kendi cephesinden Barzani ve Güney'e yüklendi. Bahçeli, "5000 ülkücü Kerkük'e gitmeye hazır" derken, Erdoğan "bir gece ansızın gelebiliriz, kapıları kapatacağız, vanayı kapatacağız, açlıktan ölecekler"  gibi tehditlerde bulundu. Hatta Can çekişen Esad bile Suriye'nin  bi bok yapamayacağını bildiği halde çapulcu ordusuyla Kürdleri tehdit etti... Sonuç, Güney yönetimi daha doğrusu Barzani geri adım atmadı.  Ve referanduma gitti.

Bu referandum bir partinin bir liderin bir yasanın oylanması referandumu değil, dolayısı ile bu "Barzani'nin referandumuydu" şeklinde değerlendirmeye başladılar. Bunu böyle değerlendirenler işgalci devletler ve onların yerli Kürd işbirlikçi misyoner yapılarıdır.  

Referandumda ortaya çıkan gerçek Şudur: Kürdistan halkının iradesi, "ben devletleşmeyi destekliyorum hatta, istiyorum, bunun için her bedeli ödemeye hazırım" diyor. Bu talep şu an Iraktan ayrılmak istiyor ve bağımsız olmak, ayrı devlet kurmak istiyor şeklinde ortaya çıkmış olsa da aslında bu Türkiye'den İran'dan Suriye'den ayrılmak isteme anlamında okunmalıdır. Kaldı ki, Kürdistan'ı işgal eden 4 işgal halkası da zaten böyle okuyor, böyle okudu.  Bu yanlış bir okuma değil.  Yanlış olan bu zorbaların bu çağda 50 milyonluk bir halkı devletsiz bırakma şeklindeki haksız ısrarlarıdır.  Konjonktür dünyanın geldiği nokta ile bir bütün halinde göz önüne alındığında bunun mümkün olmayacağını, olmadığını anlamamalarıdır.  

Nihayetinde Kürdler Tüm dünyaya geçtiğimiz ayın 25'de %93'lük bir oranla bağımsızlık istediklerini ilan etmişlerdir. Bu talep Bir liderin, bir ordunun bir partinin, bir grubun, hatta bir parlamentonun kararı değil. Bu karar sadece Güneyli Kürdlerin de kararı değil, bu karar aynı zamanda bir bütün halinde Ortadoğu'da devletsizlikten dolayı defalarca katliamlar  yaşamış 50 milyonluk bir halkın ortak kararıdır. Dolayısıyla Kürdistan'ı işgal eden güçlerin ve onlarım dışarıdaki müttefik ve destekleyicilerinin bu kararı tanımama şeklinde verdikleri beyanatların hiçbir biçimde hukuki bir meşruiyeti  yoktur.

Çünkü, Bu karar hem meşru hem de uluslararası hukuk gereği verilmiş yasal bir haktır.  Bunun üstünde hiç bir irade olamaz. Dolayısıyla, bunu hiç kimsenin mahkum edip yargılama hakkı da yoktur.  Kürd halkı bu referandumla bir irade ortaya koymuş, kendi kaderi hakkında kendi kararını vermiştir. Olayın iyice anlaşılması adına şunu da rahatlıkla ifade edebiliriz, birçok riski omuzlayıp bu referandumun gerçekleşmesi için büyük bir çaba harcayan Barzani dahil hiç kimse halkın %93'lük bir oranla vermiş olduğu bu kararı iptal edemez. Evet Kürd milleti, koşullar henüz buna uygun değilse verilen bu kararın gerektiğini yerine getirmek için bir an önce bağımsızlık ilanına gidilmeyebilir. Örneğin, Bunu alıp dondurucuya atmak gibi.  Ama hiç yapmadık hiç olmadı şeklinde iptal edilemez. Kaldı ki, bunun iptali de artık mümkün değil.   

Doğan bir çocuğu  anasının karnına geri gönderemezsiniz. İşte Burada doğan Kürdistan'dır.  Bunu olmamış, yaşanmamış, doğmamış sayamazsınız.  Çünkü referandumun sonuçları ortada duruyor.  Şayet Güney yönetimi, özelikle de sayın Barzani referandum sürecinde yapılan tehdit ve şantajlara oyun eğip  referanduma gitmeseydi yada buna bir biçimde müdahale edilerek yaptırılmasaydı veyahut ta sonuç %93 olumlu yerine tersi olumsuz  olsaydı işte o vakit Kürd halkının özgür iradesiyle vermiş olduğu bu tarihi karar tartışma konusu olurdu. Ancak sonuç ortada ...

Eninde sonunda tüm dünya gibi bu karara Türk Arap Ve Farslarda saygı duymak zorunda. Kürd devlet aklının da bu kararı gerçekleştirmeleri gerekir.  
Bu gün bu kararı hayata geçirmek yani bağımsızlık ilanı yapmak zor gibi gözükse de ben şahsen Türk, Fars ve Arapların yaptığı gürültünün çok abartılmaması gerektiğini düşünüyorum.  Bu gürültünün aksine bunu için konjonktür ve iklimin uygun olduğunu düşünüyorum.  

Dünya Kürdlerin bu haklı talebine hayır demez.  Yeter ki, Kürdler dünyaya bunun kararlılığı içinde olduğunu göstersin. Bu gösteriş geri adım atarak,  yalpalayarak verilmez.  Bu kararın arkasında dik durarak verilir. İşgalci devletler kendi göstermelik iç hukuklarıyla birlikte uluslararası tüm yasaları da çiğneyerek "Haşdi Şabi " İşid Şiî versiyonu olan barbar terörist bir yapının şemsiyesi altında yerli Kürd işbirlikçilerini de kullanarak bir savaş açmış, bununla federal Kürdistan'ı  işgal etmeye girişmiştir.

Kabul etmek gerekir ki, işgalin sürmesinden yana olan güçlerin dayattığı  bu savaşla birlikte Federal Kürdistan zor günlerden geçse de içine sokulduğu bu zor durum Referandum kararının doğruluğunu, meşruiyetini  ve başarısını gölgeleyemez.

Unutmayalım ki, daha ortada referandum dahi teneffüs edilmemişken Türk devleti Kürdistan'a yöneldi ve Kürdistan oluşumunu ortadan kaldırmak için IŞİD  ile işbirliğine girdi. Bu işbirliğinin kanıtları da arşivlerde vardır. Uluslararası bir çok kuruluş ve bireyler bunun için Türk devletini mahkum etti.  Mit tırlarıyla bu canilere cephane taşıdı ve bu suç üstü oldu. Kısa bir süreliğine Kerkük Ve Şengal'de tutundular ancak Koalisyon güçlerin Kürdlerin yanında durmasıyla o gün başaramadılar.  Konbani'de de benzer durumlar yaşandı. O gün başaramadıklarını bugün başaracaklarını sanıyorlar, o yüzden Kürdistan düşmanları topyekun bir biçimde Barzani'yi hedefe koyup akıllarınca onu nefessiz, güçsüz bırakmaya başladılar.  

Xuda şahittir, Barzanici değilim. Ben hayatım boyunca PKK dışında hiç bir partiyi desteklemedim. Yıllarca bu anlamda çalışmalar içinde oldum.  Onlar  kendi ağızları ile devletleşme fikrini çöpe attık, Türkiye'nin dil bayrak ve sınırları ile bir sorunumuz yok diyene kadar.  O gün bu gündür Kürdlere ait hiç bir parti veya gruplarda örgütsel bir ilişki içinde olmadım, sadece yazıyorum, Kürdistan bağımsızlığı yolunda bir çakıl taşı döşeyene de her daim ve her fırsatta minnettar olduğumuzu ifade ettik.  Barzani Kürdler için bağımsızlık kapısını araladığını için tüm Kürdistan düşmanlarının hedefinde.  
Kimi onu  esir alıp Ankara'da cezalandırırız diyor,  kimi Tahran'da dar ağacına çekiyor, kimi de Bağdat'ta kurşuna dizmeyle tehdit ediyor.  

Bütün bunlar fantezi dahi olsa güçleri yetse niyet ve amaç bu.  

İşte tam bu noktada Kürd ve Kürdistan derdi olan her Kürd Barzani'nin arkasında durmak zorundadır. Çünkü Barzani referandum sürecinde  bir Arap kanalında Arap bir gazetecinin "Irak, İran Türkiye hatta Suriye referanduma karşı. Buna izin vermeyeceklerini açıkça beyan ediyorlar.  buna rağmen siz referandum olacak diyorsunuz.  Peki, kime güveniyorsunuz" şeklindeki sorusuna Barzani Şu yanıttı vermişti: "Arkamda 50 milyon Kürd var. ona güveniyorum"  

Kürdlerin bu güveni boşa çıkartmamaları  gerekir. Ayrıca bu hassas süreçte Barzani'nin arkasında durmak için Barzanici olmak gerekmiyor.  

Medeni Duran

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375