Farklı yerde yaşasalar da, farklı bir hayat sürseler de, insanların bazı ortak hayalleri olur. Bir hayalin ortak olması, hayallerin gerçeğe dönüşmesini de ortak etmez. Bazı meslekler, bu hayali gerçekleştirmeye başından engeldir. Bazı yerler de öyle…
Bir kamu kurumunda çalışmaya çok küçük yaşlarda başlamıştım.
Henüz 16 yaşındaydım ve o güne kadar okul ile çay ocağı arasında bir çocukluk hayatım vardı.
16 yaşında işe girmek ve 41 yaşında emekli olmanın hayalini kurmak, büyüklerin empozesiydi elbet; Oturdukları her yerde, emekliliğe kaç yıl kaldığını söylerlerdi.
Ve başlarlardı hayal kurmaya...
Kırmızı panjurlu ev hayalini hiç kimse gerçekleştirememiş, hiç kimse “mutlu” olduğunu söylediği bir beraberliği, evliliği veya yaşama sahip olamamıştı. Veya olmadığını sanıyordu, kaçırdığından emindi…
Ama emeklilik için plan yapmak, hayaller kurmak pekâlâ mümkündü.
Bir sahil kasabası diye başlayan hayaller, bahçede domates, biber, patlıcan yetiştirmek, rengârenk çiçeklerle etrafı mis gibi kokutmak vardı.
Bahçede eşi, çocukları ve torunlarıyla kahvaltı etmek, kuşların cıvıltısını dinlemek, kedi ve köpeğe yem vermek...
Ve sahilde eşiyle dolaşmak, martılarla sohbet etmek, uçsuz bucaksız denize dalıp gitmek...
Büyüklerimizin “Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı” sözü, neredeyse bütün çalışanların kulağına küpeydi ama ne taşınan taştı, ne de ihtiyarlığa yenecek aş kalıyordu.
Ama umudu besleyen emekli maaşıydı.
Çalıştığı süre boyunca borçlu olan, taksit taksit hayat kuranların, emekli maaşının kendisine “net” kalmasını da elbette düşünemezdi, sadece hayallerdi...
Bütün bu hayaller, gerçeğe dönüşmese de, bir umut beslediğine kuşku yoktu ama bazı mesleklerde eksik olan o umuttu...
Zonguldak'ta kömür madeninde çalışan bir işçinin ve onun ailesinin sahil kasabasında küçücük bir ev hayali kurması mümkündü ama bunun gerçekleşeceğine yönelik inancının olması pek mümkün değildi.
Bir polisin, bir askerin, hatta sağlıkçıların da böyle bir umudu yoktu.
Eskiden yeterli iş güvenliği ve işçi sağlığı olmadığından bazı mesleklerde haliyle umut da yeşermemişti.
Ama şimdi öyle değil.
Sabah kalkıp evden çıkıyorsun ama akşama dönüp dönmeyeceğin belli değil.
İnsanlara hayatı zehir etmek, ülkeyi savaş alanına çevirmek ve insanları hep mutsuz kılmak için canını dişine takan kötü ve iğrenç bir kesim var.
Kandan nemalanan, insanların canı üzerinden siyaset yapan ve kargaşadan, kaostan, karanlıktan beslenen vampir bir kesimin iştahı kesilmedikçe, bazı mesleklerin emekliliği olmayacak gibi...
İnsanlar eceliyle ölmez oldu sanki.
Bir köşede patlayan bombanın kimi hayattan koparacağını, kimleri yasa bürüyeceğini bilmek mümkün değil.
Terör saldırılarının da kimi veya kimleri hayattan koparacağını, hangi ailelerin umutlarını ve yarınlarını çalacağını da bilemezsin...
Eskiden belli mesleklerdi, yarını olmayan...
Şimdi bütün mesleklerin yarını yok.
Şifa veren sağlıkçının canını alan insanlarla aynı havayı teneffüs etmek, minicik yavruların bedenine göz dikenlerle aynı ülkede yaşamak, üç kuruş fazla kazanmak için çalışanlarının canını hiçe sayanlardan istihdam beklemek, kazanma hırsıyla bütün insanlığını ayaklar altına alarak iğrenç ürünler piyasaya sürenlerden üretim beklemek, yarına dair umut beslememek için yeterli sebeplerdir diye düşünüyorum.
İnsanlar, kendilerine biçilen hayatı, kendi irade ve tercihleriyle yaşamak isterler.
Doğum gibi ölümün de hak olduğunu bilenler, bunun doğal yollardan olmasını, günü gelince ötelere yolculuk yapacaklarını, yapmaları gerektiğini bilirler.
Ancak, kendi daha iyi yaşasın, daha çok yaşasın diye başkalarının hayatını hiçe sayan, canına kastedenlerin olduğu bir yerde umut beslemek, beslenecek en son şey olsa gerektir.
Çok ilginçtir ki, koca bir milletin bir sahil kasabası hayali oraktır ama hayalin gerçeğe dönüşmesi için bir çaba içinde olması ortak değil.
Sadece kendisinin çalışması, çabalaması değil, bir ülkenin gereksiz yere kargaşaya büründürülmesi, gereksiz korku, gereksiz kavga ve gereksiz ayrımlarla hep bir başkasının ötekileştirilmesi, hep bencillik yapılması, hep çıkar peşinde koşulması ve hep iğrenç bir şekilde terör örgütlerine arka çıkılması, bütün bir milletin umutlarını, hayalini kurduğu sahilin sularına bırakılmasına neden oluyor.
Oysa sadece sahil kasabası hayali değil, bütün güzel hayallerin gerçeğe dönüşmesinin tek yolu, herkesin dünyaya geldiği gibi insan olarak yaşamını sürdürmekten geçiyor. İnsanlıktan saptığımız anda, insani olmayan her şeyle karşılaşmamız mümkün olur, ne yazık ki...
 
Tweetimden Seçmeler
Keşke mezarlıklarda göçüp gidenler için gül serpiştireceğimize, yaşarken yanımızda olan, yanımızda duran ve bizi yürekten sevenlere sevgimizi serpiştirsek...
www.naifkarabatak.net
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375