Kanî Yado

Şimdi her yerde yeni ürünler ortaya çıktığında ürünün zehirli maddeler ihtiva edip etmediği konusunda endişe duyuluyor. TC’nin Kürdleri yönlendirmeye hız verdiği günümüz koşullarında biz de kullanılan her siyasi kavramın TC tarafından zehirlenip zehirlenmediğini düşünürüz.
Biz, evlerinde yüz yıldan önce basılan kitapları bulunanlar, yapıştırıcı olarak adlandırılan tutkallara yabancı değiliz.
Türklerin çiriş otu dediği, bizim gûlik dediğimiz lezzetli bitkinin kökünden elde ettiğimiz çiriş yapıştırıcısı bizde sürekli kullanılıyordu. Bu doğa dostu yapıştırıcıyı kitapların ciltlenmesinde kullanıyorduk.
Kitaplar ciltlenirken sayfaların birbirinden ayrılıp kopmaması için dipleri mutlaka kesk û sor û zer iplerle örülerek kitaplar Kürdî renge bürünürdü.
Türkiye’de yeni nesil 404 ile sentetik yapıştırıcılarla tanıştı. Şimdi tutkallar sentetik olduğu gibi, bizi ulusal köklerimizden ayırmaya çalışan naylon Kürd ve Türk solu siyasiler son moda oyunlarla ideolojik yapıştırıcılar kullanıyorlar. Bunun la Kürd ulusunu Türklüğe 404 ile yapıştırmaya yemin içmişler!
Kürdlerin devletleşmesinden korkan TC, kendisi için kutsal gördüğü ulusal değerleri Kürdler için zehirli görmesine bir anlam vermeliyiz. Bizim, misilleme olarak onların yapıştırıcılarını zehirli olarak ilan etme hakkımız doğdu.
Biz Ankara ile ilgili haberleri TV’de seyrettiğimizde, mutlaka TC’nin medar-ı iftiharı Süpermen’in Ulus’ta atın üstündeki heykelini görürken, kirli bağlantılarla bilimsel düşünceye ait kavramları “demokratik yapıştırıcı” olarak kullanan Kürd zat-ı muhteremlerini de hatırlıyoruz.
Her kavramın önüne “demokratik” tutkalını koyduğumuzda bu yapıştırıcı söz konusu olguyu olumluluyorsa, Türk solu ve MİT’in verdiği gazla kavram üretme çabalarında hızlanan Kürdlerin yerli malı “demokratik faşizm” ifadesiyle karşılaştığımızda hiç şaşırmamalıyız!
Çünkü, ulusallıkla sürekli öğünen Türkiye Cumhuriyeti, Kürdlerin devletleşme sürecini kesintiye uğratmak için sosyolojinin ve siyasetin temel kavramlarını tahrifatlara uğratmaktan çekinmiyor!
Biz diyebilmeliyizki: Ulan bıko! Tüm toplumlar uluslaşmanın ve devletleşmenin sosyolojik sürecini evrimin kendi kurallarında yaşıyorlar da sıra bize gelince mi ulusallık tehlikeli oluyor?
Kavram oyunlarıyla bilim yara almaz ama bilimsel düşünce ile oynayanların niyetleri deşifre olmaktan kurtulamaz. Bundan dolayı diyoruz ki, demokrasi tutkalı ile Kürd ulusunu Türklüğe yapıştıramazsınız! Kuzey Kürdleri bu niyeti fark ederlerse saklanacak delik bulamazsınız!
Kürd ulusu sözkonusu olduğunda “demokratik ulus” tutkalı değil, ulusların demokratik yönetim biçmleri dile gelmelidir. Avrupada kantonlar bu esas üzerinde inşa edildiği ne çabuk unutuldu!
Osmanlı Padişahlarının fermanlarıyla idare edilen toplumun üzerinden henüz 100 yıl geçmediği için, biz yerlerin ve göklerin sahibi Rabbimizin adına her şeyi Kayseri işi katakulli yapıp mülkiyetine geçiren Osmanlı ulu hakanlarının hitaplarına yabancı değiliz.
Şeriat düzeninin varisleri olan dinî ve siyasî gelenekçilerinin, devlet-i ali siyasi teşkilatların adamlarının yokluğunu çekmediğimiz bu coğrafyada bu tür kavramlar sık sık kulaklarımızdan geçip beynimize sirayet ederken, ezbere yaşamı kanıksayan toplumu kendi tesir alanının içine alıyor.
Biz Talat Paşa’nın Teşkilat-ı Mahsusa’sının Kürd kolu reisi Saîdê Nursîj’in bağlantılı olduğu devletin derin faaliyetlerinin çeşitli isimlerle günümüze kadar geldiğini devlet istihbarat kaynaklarının belgeleriyle açıklamıştık. Burada bizim amacımız tenkit etmek değildir. Tenkit etmek için taraf olmak gerekiyor. Bir konuda insan taraf olduğu zaman sağlıklı düşünmesi mümkün olmaz.
Osmanlı gerici bataklığında Avrupa burjuva yenikçiliğinin taklidi olarak ortaya çıkan teşkilatlanmalar; onların deyimiyle ittifak, ittihad ve terakki ile batı medeniyeti için inkılabı amaçladılar. Buna karşın Mekke merkezli Ortadoğu köleci toplum gelenekçileri olan İslam cemaatleri dağılan Osmanlı işgalci ve parazit devletinin yerini doldurabilecek İslam birliğini hedefleyen teşkilatlar boş durmadı.
Köleci sınıfın varisleri ve sözcüleri olan dini otoriteler şeriat düzeninin yeniden yapılanması ve devletleşmesi için bölgede yoğun çalışmalar yaptılar. Araplaşmakta kararlı olan Kürd din adamaları 1. Dünya Savaşı yıllarında aşiretler şeklinde yaşayan Arap yerel otoritelerine tarikat tutkalı ile bağlı olarak harekete geçtiklerini görüyoruz.
Kemalizm şeklinde biçimlenen İttihat ve Terakkicilerin Türkleştirme faaliyetlerine karşı Kürd din adamları Kürdleri hızla ümmetçilik vasıtasıyla Araplaştırmayı gündemleştirdikleri gözden kaçmıyor. Kemalistlerin Yeniçerilerden arta kalan Türkleştirilmiş Bektaşi Balkan artıklarının öncülüğünde gerçekleştirilen cumhuriyet yapılanmasına itirazımız yoktur. Bizim Kürd toplumu olarak kaderimizi belirleme hakkımız var iken, günümüzde hala devam etmekte olan Araplaşma veya Türkleşme çizgilerinin dışında bize seçenek tanınmamaya itiraz ediyoruz.
Günümüzde insan aldatamanın zorluğuna bir cevap bulmak için TC devletinin derin teşkilatları kavramlarla oynamaya başladılar. Temel amaç Kürdlerin devletleşmesini engellemek olduğu için en başta “ulus” ve “demokrasi” kavramlarıyla oynandı. Kürdlerin beyniyle okadar oynandı ki, nerdeyse Kürd olduklarını bile unutmuş bir ortam oluştu.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375