Emekçi Kadın Anneler

Kanî Yado

Kadın ana, sadece 8 Martlarda hatırlanan tarihi emekçi kadın direnişiyle değil, erkek egemenlikli maddi ve manevi sömürüye, sevgisizliğe, tahakküme karşı sevgi kalesinde sürekli direnişçi oldu ve bu direnişi değişen koşullarda yeni biçimler alarak hala devam ediyor.
Çöl coğrafyasının selefî anlayışa sahip barbar şeriatçıların insan kafasını tekbirlerle uçurduğu, insanların demir kafeslere konup yakıldığı, esir alınan kadınlara, kız çocuklarına tecavüz edildiği ve cariye piyasasında satıldığı günümüzde, hala insanlık erdemlerine sahip insanların nasıl tepkileşmesi gerektiği, neler yapması gerektiğini söylemeye gerek yoktur.
İnsanların kalitesi, insan olup olmama, Müslüman veya başka bir dinden olup olmama belirlemez. İnsan kadın ana sorununa bakış açısıyla belli olur. Barbarlar, Yahudi, İslam, Hıristiyan, Türk, Arap, Filistinli oldukları için değil, insan olamadıkları için böyle barbardırlar.
Günümüzde erkek ihtirasının çöl rezil din ideolojisiyle biçimlenen Mekke selefi İslam anlayışının çöl faşizmi dünyanın başına büyük belalar açarken, kadın ananın karanlığa karşı sevginin eseri olan barış içinde bir arada yaşama erdemi kadın ananın yaramaz erkek çocuklarının vicdanını bir şekilde etkileyerek tekrar gündeme geleceğinden kuşkumuz yoktur.
Sevgi bağı denen içgüdüsellik, yaşamın duygusal ilişkisinin eseri olduğuna göre, insan özgürlüğü insan yaşamının doğallığıyla doğru orantılıdır diyebiliriz. Annelerimiz ile evlatları arasındaki sevgi bağı yaşama olumlu ahenk katar.
Ulusları, halkları veya sosyal sınıfları yönlendirip insan ihtirasının biçimlendirdiği bir gücün, bir sınıfın hakimiyetine amade hale getiren siyasal erkek önderliği doğal özgür ortamdan ayrı bir ortamın ürünü olduğu için özgürlüğe karşı sadece sabotajcı olabilir. Kadın ananın doğal önderliği ise, barış ve sevgi kalesinde direnişine devam eder...
Toplumun iradesini çeşitli yöntemlerle gasp eden ihtiras kariyeri erkek toplum üstülüğü hangi gerekçelerle özgürlüğü amaç edinebilsin? İnandırıcı değildir!
İnsanların işgüçlerinin ve iradelerinin tutsak edilmesiyle birlikte erkek egemenliğinin tanımında kavramlaşan babaerkil dönemin başladığı muhakkaktır. Bu uğursuzluk erkek egemenliğinin köleci sistemini doğurdu. 8 Martlar iş, özgürlük ve sevgi emekçisi kadın anaların direnişine tarihi anlam katar.
Kölecilik sistemi, zincirli ilkel kölecilikten günümüze kadar çeşitli biçimlerde ve çeşitli isimlerle devam ediyor.
Erkek egemenlikli sol ve sağ sistemler insanın insan üzerindeki tahakküm şekline yeni cazip renklerle boyayarak devam ediyorlar.
Bireyin temel hak ve özgürlüklerini amaçlamayan tüm erkek egemenlikli sağ ve sol siyasal biçimler, işgücünü köleleştirip yeni çağdaş biçimlerle maskeledikleri görülmektedir.
Örneğin, 21. harikası(!) olarak tanımladığımız Kuzey Kore önderi Mösyö KİM, kendi köleci diktatörlüğünü sosyalizm maskesiyle saklasa da köleci sistemin bu diktatörlük biçiminde de yaşatıldığı görülmektedir.
Erkek egemenlikli devlet veya erkek örgüt liderleri, erkek dini otoriteleri, kadın hakları ve özgürlüğü için sarf ettikle art niyetli iki cümle, kadının gönüllü tutsaklığının devam etmesine yetiyorsa, bu zaafların yaşandığı koşullarda, özgür olmayı başkalarından bekleme hatası yapıldığı ortaya çıkıyor. En azından 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar Günü'nde bu gerçek hatırlanmalıdır.
Eski siyaset tarzları olarak tanımladığımız erkek dinlerinin insanların iradelerini ve ruhlarını tutsak düşürmek için sahip olduğu ideoloji insanların ruh dünyalarına yapılan suikast ile insanları bir deri bir kemik bırakarak insanların tekamülünün geciktirilmesinde hayli etkili oldu.
Erkek dinlerini ve erkek siyasetini yaşama egemen kılarak insanoğlunun başına musallat olan yapay siyasal önderliklerden bahsedebiliriz. Erkek siyasetinin hatırı için biz hiç bir zaman doğal önderimiz olan annelerimizden vazgeçmeyiz. Yapay siyasal önderlikler geçicidir, bu gün vardır yarın toktur.
Özgürlüğümüzün sevgi melekleri olan anne-kadının yaşamsal önderliği insanlık var oldukça devam edecektir.
Egemen tekçi diktatör erkek veya erkek egemenliği, kadınları koruma oyununda onları kendilerine ait mal olarak görmek isterler. Bu durum kölecilik sistemi geleneğinden lanetlik diktatörlere miras kalan ihtirastır.
Diktatörleri doğuran kadınlara karşı tavrımız gündeme gelmeyebilir ama Newroz'a yeni bir anlam katan Mazlum Doğan'ın, Dersim'in tüm özelliklerini taşıyan annesi Kebire Anayı anmadan geçemeyiz. Kürdlerin duruşlarını Ankara siyasal rant politikasıyla tanınmaz hale getirenlerin yozlaştırma pratiklerine karşı, biz Kürdistan'ın değerlerini canlı tutmaya devam edeceğiz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375