Ezber bozmak, bazen iyidir, bazen kötüdür. Bu, aslında bozduğunuz ezbere bağlı. Hangi ezberiniz bozuluyor, hangi inandığınız doğrunun yanlış olduğunu görmeye başladınız. O güne kadar yanlış bildiğiniz neyin doğru olduğunu gördünüz. Hiç beklemediğiniz insanlara neyi yakıştıramadınız, Kim sizi şok edecek bir adım attı. Sizin ezberinizi kim bozdu, nasıl bozdu, neden bozdu, niye bozdu?
Çok karmaşık bir şeydir ezber ve onun bozulması.Adı üstünde zaten, ezber, bir şeyi okuduğunuz şekliyle hafızanızda tutmaktır.Öğrencilerin öğrenme amaçlı değil, not alma amaçlı tekrarlarının sonucu oluşan bir kazanımdır ama asla bir öğrenme, bir bilme, bir anlama yolu değildir.Siyasi ve toplumsal olaylarda edindiğimiz her ezber, aynı zamanda bozulmaya da açıktır.Çünkü, toplumun ezberine sunulan ve zorla ezberlettirilen her bilgi, aynı zamanda bir algı operasyonunun neticesidir.
Gün gelir, her ezber bozulur.Gün gelir, bozulan her ezbere, yeni bir bozmaya hazır hale gelirsiniz…
Ve gün gelir, kaç yaşından bu yana inanmışsanız, o güne kadar yanlış inandığınızı anlarsınız.
Bazen iyi bildiğiniz insanların aslında kötü, kötü bildiklerinizin de aslında iyi olduğunu öğrenmeye başlar ve utancınızdan yerin dibine girersiniz…
Ve belki de ilk kez sorgulamaya, ilk ezberinizin bozulduğu an başlarsınız.Ve yine o güne kadar hiçbir şey öğrenmemiş olduğunuzu, beyninize şırınga edilen harici bilgilerle başkalarının çizdiği yolda yürüdüğünüzü kavramaya başlar, hayıflanır durursunuz…
Tıpkı bugünlerde üst üste bozulan ezberler gibi…
Her şey şu tarihte başladı..diye bir hikayeanlatmayı çok isterdim ama ne yazık ki böyle bir tarih vermem mümkün değil ama gelin biz yakın tarihimize göz atalım…
Kurtuluş savaşında “hepbirlikte” verilen mücadeleden sonra anlıyorduk ki, aslında omuz omuza çarpıştıklarımızdan bir kısmı “hain”, bir kısmı da “gerçek sahip”ti ve o gerçek sahipler ne derse o oluyordu, nerede derse oradaydı ve neyi yönetmek isterse o yönetiliyor, o yönetiyordu…
Çok uzun bir süre “irtica” diye bir korkumuz vardı, sonra öğrendik ki, aslında “irtica” denen şey, kendi iktidarlarının devamını sağlamaya dönük bir kalkandı.
Laiklik de böyle, demokrasi de böyle, cumhuriyette böyleydi.Herkesin kendince yorumladığı ama asla yorumladığı gibi olmayan kavramları “işine geldiği” gibi uygulaması, anlaması ve yorumlaması serbestti.
Her on yılda bir demokrasiyi kesintiye uğratan darbeleri hazırlayan “derin” bir yapı vardı.Sonra “darbe notları” çıktı ortaya ve ardından darbe planları, silahları, mühimmatları ve belgeleri, ıslak olanı da vardı, kurumuş gitmiş olanı da…
Balyoz vardı, Sarı kız vardı, ay kız vardı, niye bana yan baktın kız da vardı.Ergenekon’u vardı, çeşitli gizli ve açık konseyler vardı, ülkenin gerçek sahiplerince oluşturulan…
Ve çıkan her haberde “bu da mı onlardanmış” veya “bu da mı bizdenmiş” gibi ezberler bozuldu her kesimce…
Öyle bir ağ kurulmuştu ki, bütün kurum ve kuruluşların en ince damarlarına kadar nüfus etmişlerdi.Ve bunlar bir terör örgütüydü, hem de silahlısından…
Yargı böyle diyordu, bize de inanmak ve ezber etmek düşüyordu.
Sonra dershanelerin kapatılacak olmasından hareketle yeni bir ezberimiz bozulacaktı. Cumhuriyet döneminin en başarılı ve en uzun ömürlü iktidarı aslında yolsuzluk yapıyor, ayakkabı kutularıyla para taşıyor ve yatak odasında para istifleme gibi bir fanteziye sahiplerdi.
Sonra aslında yolsuzluk malzemelerini, yolsuzluğu iddia edenlerin kendi elleriyle koyduğunu öğreniyor ve bir ezberimizi daha bozuyorduk.
Bir cemaatin aslında paralel bir devlet girişimi olduğunu, bir terör yapılanmasıyla karşı karşıya kaldığımızı gösteriyordu ve bir ezberimiz daha bozuluyordu.
O güne dek Ergenekon’un bütün kollarının aslında hayali olduğunu öğrenmeye başlıyorduk, yargı öyle diyordu ve biz ezberimizi bozuyorduk.
Bir Selam Terör Örgütü vardı ama bu bir kumpastı, bozulacak ezberimiz de hazırdı.
Sonra Fenerbahçe’nin şike yaptığını öğreniyorduk ve centilmenlikle ilgili bilgilerimiz akla geliyor ve bir ezber daha bozuyorduk.Sonra şikenin aslında şike olmadığını öğreniyorduk.
Ve böylece sürüp giden doğruların yanlış, yanlışların doğru olduğu bir iç içe geçme, bir kafa karışıklığı, bir hayal, bir şizofren bakış yakalıyorduk.
Ama bir gün öğrenecektik ki, “kullanıldığı” müddetçe her şey ve her girişim suç değildi ama miadı dolan her şey de suç unsuru bulunabiliyordu.
Dün doğru olan, aslında bugün de doğru olabilirdi ama onun yanlış olması gerektiğine karar verenler, ezberimizi bozarak, akıl sağlığımıza katkı sunuyorlardı.
Bu ülkede yıllarca Müslümanlara zulmedilmişse, bunu “irtica” ile yapan bir kesim vardı.
Eğer bu ülkede 10 yılda bir darbe yapıldıysa, demek ki bir derin yapılanma vardı, adı çok da önemli değildi.
Bir anda “yolsuzluk” suçlaması yapılıyor ve nedense buna inanan yargı mensupları da “suçlayan” kesimden oluyordu.
Aslında herkes hamleye karşılık hamle buluyordu, karşı hamle gelmezse, yeni bir hamleye ihtiyaç duyulmayacaktı.
Ezberiniz, sizi bilmeye sevk etmediği müddetçe, bozulup duran ezberleriniz eksik olmayacaktır. Oysa bozulan her ezber, sizi bilmeye yöneltirse, nasıl bir oyun oynandığını ve tarafların ne amaçladığını, her hamlenin, hangi hamleye karşılık geldiğini bilmeniz daha kolaydır…
 
Tweetimden Seçmeler
Başkalarının mutluluğunu kıskanarak ömür tüketenlerin, mutlu olduğu görülmemiştir.
www.naifkarabatak.net
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375