Kanî Yado

Topluma mal olmuş “her kes ektiğini biçer” atasözü anlamını bulacak ve barbarlığın suratına tokat gibi inecek! Her kesin “inşallahlı maşallahlı” “kılıçlı ve zülfikârlı simgeler” taşıdığı koşullarda başka bir sonuç beklemek mümkün değil.
Bu koşullarda insanlık erdemlerinden, insan haklarından, çözümlerden bahsetmek Müslüman mahallelerinde salyangoz satmak gibidir. İşte bu yüzden bombalar patlayacak, acılar görülecek, kadınları cariye pazarlarına sürecek kadar insanlıktan çıkmış musibetlerden dersler çıkarılacak!
İşte maşallahlı, inşallahlı, gürz, kılıç ve zülfikarlı şiddet çöl zihniyetinde ortaya çıkan sonuç budur!
Katliamcı zihniyeti taşıyan Osmanlı varisi Türkiye ve diğer çöl talancıları mağdur halkları soykırımdan geçirip bitiremedikleri için sanki çıldırıyorlar!
“Dünya uygarları bizi kontrol altında tutmasaydı gönlümüzün istediği kadar Kürdleri, Ermenileri, Suryanileri katledebilseydik” şeklinde düşünüyorlar! Canavar güdüleriyle avını seyreden yırtıcı mahlukların sıkıntılarını taşıyorlar.
Son günlerde öyle olaylar oluyor ki, artık her kes “Ne oluyor? Kim kimin hesabına çalışıyor? Kim kimin için düşünüyor? Kim kimin için yazıyor?” gibi sorular insanın aklına takılıyor, derin düşüncelere kapılıyor insan!
Neden yaşadığımız coğrafyalar böyledir? Toplumun iki bin yıllık geçmişine gittiğimizde, insanların hurafeler üzerinden manevi dünyası nasıl korkuluklarla, korkularla, boşluklarla doldurulduğu görülecektir. Aynı zebaniler tarafından insanların akli melekelerine suikastler gerçekleştirilip felç edilerek iki bin yıldan beri sorunlarının çözümünü cinlere, perilere, üfürükçülere, şirklere havale edebilecek kadar idraksizleştiğini görebiliyoruz.
Bu olayın neticesi olarak ortaya çıkan manzara günümüzün çağdaş ölçülerine hiç uymadığını acı sonuçlarıyla birlikte görüyoruz! Topluma tahakküm eden devletler ve devlet niteliğindeki organizasyonlar çok zalim, efendilerinin kapı kulu ve savaşçı kölelerinden farksız toplum çok yapışkan!
İnsan zihnine yapılan menfi müdahalelerle tutsak edilirken insanlar dini ve siyasi aktörlerden beklentiler içinde kalıp kendi sorunlarını düşünemez oldular. Toplumların şirkler adına iradesizleştirilmesi bu şekilde gerçekleşiyor.
Yaşadığımız coğrafyada Mezopotamya uygarlığının varisleri olan Kürdlerin, Asurların ve Ermenilerin diğer halklara göre şanslı olmalarının nedeni mensubu oldukları dinlerden dolayı değil, hala Mezopotamya uygarlığı erdemlerini günümüze kadar sürdürdükleri içindir.
Mezopotamya uygarlarının varislerinden Kürdlerin talancı selefilere karşı mücadele dinamiğinin, dünya istikrarı için önemli potansiyel olduğunu tüm dünya düşünürleri, aydınları ve politikacıları her gün yayın organlarında dile getiriyorlar. Kürdlerin devletleşmesi Ortadoğu’da bir boşluğu doldurmak için ihtiyaç haline geldiğini iddia etmeleri bu gerçeğe dayanıyor.
Çöl köleci toplum sisteminin manevi kirlenme ile yatırımcı sektörlerin kar hırslarıyla yarattığı maddi kirlenme yarış halindedir. Her ikisi de dünya gündemine girmiş bulunuyor. Çöl köleci toplum şeriatı, Avrupa’da da Hıristiyanlık dini üzerinden insanlara karanlık bir dönem yaratmıştı.
İki bin yıllık zihinsel tahribat dünyanın toplumsal yaşamına büyük acılar kattı! Siyasal ortamlar da bundan etkilenerek siyaset de bölgede asalak sınıfa hizmet eden dinler gibi insanların aleyhine biçim almasına neden oldu.
Köleci toplum inançlarına dayalı çöl şeriat sistemiyle geniş alanlarda talan ve gaspla imparatorluk olan Osmanlı yapılanmasının devamı olan Türkiye hala Kürdistan coğrafyasına karşı işgalci emeller sürdürmektedir.
Türkiye, Kürdistan hakkında uzun vadeli bir siyasal stratejiye sahiptir. TC ırkçı devletinin derin projeleriyle toplumu ve siyasal aktörleri yönlendirerek günümüze kadar geldiği çok iyi anlaşılıyor.
Artık siyasal aktörlerden kimin kimler için çalıştığı konusunda belirsizlikler oluşuyor. Kürdlerin net ulusal strateji yoksunluğundan kaynaklanan belirsizlikler ve şüphe halinin sonuçları Kürdlerin lehine değildir.
Türkiye Cumhuriyeti derin devletinin Kürdleri tek iradeye bağlayarak kontrol altına almaya çalıştığı siyasal reflekslerde ortaya çıktı. TC Kürdlere “ya tek sıraya girerek tek iradeye itaat edip TC’ye bağlanırsınız ya da sizi soykırımdan geçiririm” imasıyla her zaman karşılaşıyoruz.
Terör, devletin ürettiği bir bela ise, devlet bu belaya karşı olan sivil siyaseti susturmak için ya bu insanları tutuklar yada suikast ile canını alır. Muhsin Yazıcıoğlu bu konuda devleti deşifre ettiği için onu taşıyan helikoptere suikast yapılmıştı. Birçok infazların nedeninde görüldüğü gibi,Tahir Elçi’nin infaz edilmesi de devletin rahatça Kürdleri istediği şekilde yönlendirmesi ile ilgilidir.
Kürdlere ezberletilmeye çalışılan Misak-i Millî denen Osmanlı’nın milli andı Kürdler tarafından günümüz koşullarında daha iyi anlaşılıyor. Türklük amacıyla ortaya çıkan İttihat ve Terakkiciler sadece yemin edip yerlerinde oturmamışlar, o günden bugüne kadar Rojhilat, Bakûr, Başûr ve Rojava barikatını aşmak için Kürdleri kendi derin ve acımasız politikasına hazırladılar.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin geçmişte Osmanlı hükümranlık alanında kalan coğrafyayı Türkiye’ye katma projesi vardır. Şüphesiz, bu yüzden bölge için uygun gördüğü “konfederal yapı” denen kavramı yavaş yavaş Kürdlere ezberletme çabasında bulunmakta gayet becerikli oluyor.
Bu durum, köleci toplum şeriatçı yapılanması dediğimiz Osmanlının çok halklardan oluşan yapısını yeniden oluşturmak olarak anlaşılmalıdır. Ak Parti’nin derin amacının bu barbar sistem olduğu her haliyle belli oluyor! Türk devlet yetkililerinin derin Kürdler ve militarist Ergenekoncu unsurlar ile istişarelerde sadece çay kah ve içilmiyor, bu derin konular konuşuluyor!
Toplum kendi kaderi hakkında toplumsal sorumluluk duymadığında, birileri Kürdlerin ve Türklerin bugününü ve geleceğini elbette konuşur!
Birileri böyle düşünüyor diye kıyamet kopmaz. Kürdler kendi ulusal bağımsızlık ve özgürlük ihtiyaçlarına göre kendi ulusal duruşlarını belirleyip dünya aklıselimi ile birlikte ve dünyanın iradi partneri olarak yolunu çizebilir.
Bölge dengelerinin yarattığı bu tarihi sürecin Kürdlere sunduğu fırsatlar ortadayken Türkiyelilik denen sömürgecilik politikasıyla Kürdlerin yolunu şaşırtmak onları tuzaklı bir alana sürmektir. Kürd toplumu, Türkiyelilik siyasetiyle yanlış yoldaki siyasal aktörleri ulusal çizgiye davet etmelidir. Artık, Kürd politikasından yan çizenlerin kulaklarını çekecek olan big brodher’ler vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375