Kani Yado

Bu gün İslamiyet'e, Hz. Hatice'nin mirası üzerinde başlayan Şiî ve Sünnî kavgası/tepişmesi damgasını vuruyorsa barbarlığın hala toplumda kalıcılaşarak devam ettiği anlaşılıyor.
Ne demek Ehl-i Şia, ne demek Ehl-i Sünnet taraftarı olmak!  Bunlar çöl barbarlarının ve bu barbarların güdümüne girenlerin hizblere bölünerek ortaya çıkan ihtiras ehlinden başka bir şey değildirler.
İslamiyet,  Mekke erkek egemenlikli köle sahiplerinin talan sistemine karşı Hz. Hatice'nin kötülere karşı iyilerin, kötülüğe karşı iyiliğin topluma sahip olmasını esas alan bir din olarak ortaya çıktı.
Mekke cahiliyesi, köleci toplum erkek egemenleri Kabe putperestliğinden taviz vermeyerek Hz. Hatice'nin vefatından sonra İslamiyet'in en bağnaz erkek egemen dini haline getirmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktan çekinmediler.
Hz. Hatice'nin vefat ettiği yıldan itibaren onun evi cariyelerle doldurulduğu, çok eşliliğin erkek ihtirası hemen egemen olduğu dikkat çekicidir.
Tüm devrimsel çıkışların ömrü kısa olur. Hz. İsa'nın çıkışı onun çarmıh usulü idamıyla sonuçlandı. Hz. Hatice'nin inkılabı ise O'nun vefatıyla sonuçlandı.
İki dinin de yolun başından itibaren mağdur edilmeye başlandığını görüyoruz. Daha sonra her iki din de, egemenlerin müdahalesiyle  biçim değiştirerek toplumlar için birer işkencehane oldular!
Hıristiyanlık reform ile uysallaştıysa da, geçmişte neden olduğu kanlı ortam ile sicilini temizleyemedi.
Hz. Hatice'nin vefatından sonra İslam dininin erkek dinine dönüşen süreç İslam inkılabının kesintiye uğradığı süreçtir. Emevi devleti ve sonrasında  günümüze kadar İslamiyet,  bağnaz köle sahipleri erkek devletlerinin verdiği biçimlerle her adımda mağdur edilmiştir.
Günümüzde Anadolu'nun kadim toprakları üzerinde tepişen Recep Tayyip devletinin dayandığı nedenler doğru tahlil edilmelidir. Aksi durumda parazit güçler arasında bir tercihle bu  kan emicilerin hizmetine girmek mukadder olur.
Üfürükçülerin desteğinde güçlenen Ak Parti'ye karşı  tavır alırken, kanlı militarizmin inşa ettiği güçlerin yanında veya geçmişi kirli olan Kemalist bürokrasinin yanında olmak doğru duruş değildir.
Müslümanların içinde olduğu durumu doğru tahlil etmek için bu coğrafyanın kendine özgü sınıfsal mevzilenmesinin doğru tahlil edilmesi gerekiyor.
Sınıfsal  mevzilenmede erkek egemenliğinin niteliği, geçirdiği tarihi aşama ve doğa-toplum ilişkisi göz önünde tutulmalıdır.
Kötü gidişatın nedenini kimi ekonomik sorunlara bağlıyor, kimi dinlere bağlayıp günah keçisi olarak suçu dine yüklüyor!
İslamiyet hem yoksulluğun bulunduğu alanlarda mağdurdur, hem de ekonomik olarak zengin olan ülkelerde.
Buradan yola çıkarak değerlendirdiğimizde, her koşulda mağdur olan İslamiyet karşımıza çıkıyor. O zaman sorunların nedenlerine doğru inelim.
Cehaletin, terörün, gayri meşru kazanç eğiliminin en fazla zemin bulduğu  ülkelerin Müslüman ülkeler olması insanların bu konuda tartışmasına ve yoğunlaşmasına neden oldu.
Dinler eğer kötülüklerin nedeni olsaydılar tüm dinlerin de IŞİD gibi terörist gruplar üretmesi gerekiyordu.
Dinler kötülüklerin nedeni olmadığına göre dinleri mağdur eden kötüler vardır. Çünkü, kötülükler kötülerin sebep olduğu icraatlardır.
İslam dini neden kötülükleri üreten memba olsun?
İslamiyet diğer dinlerdeki metinleri alarak yeni bir biçimle oluşturuldu. Bu metinlerde tüm dinlerin izlerini bulmak mümkündür.
Bir çok bölümü Kuran'a uymayan İslam fıkıhını incelediğinizde Zerdüşt inancından alınan bölümlerle diğer dinlerden ithal edilen bölümleri  çok bariz bir biçimde görüyoruz.
Yerleri  ve gökleri Yaratan Rabbimizin melekleriyle hayr ve şer esasına göre yaşamı denetim altında tuttuğu nazariyeleri Zerdüşt inancından diğer inançlara geçmiştir.
Kamçı cezası İslamiyet ile beraber başlamadı, bu eski inançlardan fıkıha ithal edilerek günümüze kadar gelmiştir.
İster din siyaseti olsun, ister çağdaş siyasetin dini olsun tüm sorunların altında sınıfların talepleri vardır.
Çözümler de bu esasa göre ele alınıp çözülür. Üretime katılmadan üretimden bir şekilde pay alamaya çalışan, bazen parazit sınıf, bazen Allah'ın askerleri, bazen ruhani sınıf dediğimiz din adamları sınıfıdır.
Rabbimiz bu din adamları sınıfını paraşüt ile indirmemiştir! Bu sınıf üretmeden ürünlerden büyük pay almaya çalışan bir sınıfın günümüze kadar kendini yaşatabildiği köle sahipleri sınıfının temsilcileridirler.
Parazit  sınıflar  havada bulup tavada yerken, bunun siyasal yöntemini dini esaslar belirleyerek sistemleştirir.
Feodal toplum sisteminde din adamları sınıfı, toprağa dayalı üretime göz koyarken feodal beylere karşı Allahın sopasını kurnazca kullanır! 
Korkunç tabuları korkuluk olarak insanların beyinlerine işlediğinde, kolaylıkla toplumu yanına çekerek feodal beyleri ve onlara bağlı toprak emekçilerini denetim altına alabiliyorlar.
Türkiye gibi daha yeni kapitalizm ile tanışan toplumların Kapitalistleri ve emekçileri bu parazit zebanilerin denetimine girebiliyor! AK Parti iktidarıyla iyice topluma hakim olan üfürükçüler, dini kurumlar, aracı ticari sektörler üretici güçleri tamamıyla egemenlikleri altına aldılar.
Günümüzün sınıf mevzilenmesi sermaye ve emek üzerinde işveren ve işçi sınıfı ile  emekçi yan tabakalar olarak şekillenirken, eski siyaset biçimi olan dinlerin çıkışında köle sahipleri ve köleler köleci toplum sistemini belirlerler.
Hala üretime katılmadan büyük pay koparan ara tabakalar, siyasi hırsızlar, çeteler, militarist egemenler, din devletlerinin şeriat biçimleri köle sahiplerinin geleneksel ihtirasına sahiptirler.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375