Kani Yado

Biz hepimiz barış, istikrar, özgürlük ve demokrasi beklentisiyle yaşıyoruz. Her şeyden  önce kendimiz hakkında düşünmemiz gereken bir öncelik vardır. Biz birey olarak ne kadar özgürlükçü ve ne kadar demokratız?
Birey ve toplumlar kendileriyle barışık olmadıkları zaman barış ve çözüm söylemleri başka amaçları içerir. Siyasette bu durumun kanıksanması korkunçtur!
Dünyada hızlı bir gelişme olurken, yaşadığımız coğrafya insanları yüzyıllardır köle düştükleri ve takıntılı oldukları efendilerinin ağzından çıkacak sözcüklere bakıp, o sözcüklerden umut bekliyorlar.
Sorunlarının çözümleri cinlerden, perilerden, üfürükçü siyasi ve dini heyullahlardan beklenir duruma düşmüş. Yani tahakküm edenler ile tahakküm edilen insan birbirlerinin en sadık tutkalları olmuşlar!
Avuçları yukarıya açık,  dualarla, bıjîlerle, sloganlarla yukardan beklemeli zihniyet siyasal yaşama o denli şiddetli girmiş ki, kendilerinin yarattıkları siyasal tek Tanrıların dışkısını bile kutsal sayar duruma gelmişlerdir.
Türkiye’nin başına bela olan uzun adam neyin nesidir! Bu rezil durum şirklerin yaratılmasından başka bir şey değildir. Türkün uzun imam hatipli adamıyla Kürdün kısa adamları neden tabulaşıyor acaba?
Bunun altyapısının zayıf insan malzemesi olduğunu hiç düşündük mü?
Kurtuluş beklentilerinin gülünçlüğünde, sorunlarını çözüm beklentilerinin kaderci yanılgısında  Türklerin uzun adamı ne ise, Kürdlerin adamları odur!
Bu konuda Türkler ile Kürdler arasında bir fark görülmüyorsa bu toplumların çöl vahşetinin inançlarından aynı şekilde paylarını aldıkları içindir.
Köleci toplum gelenekçileri dediğimiz sadakatin kapı kullarının yaşam biçimleri milliyet farklılığına rağmen aynıdır. Sonuç alıcı doğru duruşa ve düşünebilme  yeteneğine  ambargolar konmuş biçimiyle benzerdirler. Bu yüzden mantıklı düşünemezler ve efendilerinin ezberleriyle yetinirler.
Bu coğrafyada yaşayan insanların kafalarında tesis edidlen çöl  zihniyeti karanlığından kurtulma sorunu artık uluslar arasılaştı. Bu koşullarda en fazla zarar verilmek istenen kötü komşu sahibi olan Kürdlerdir.
Bölgemizde Kürdistan’ı talan etme üzerinde  siyasetlerini inşa eden Türk, Fars ve Arap istilacılarını ehlileştirip sorunu çözmek mümkün mü acaba?
Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürdleri ruhen esir almak için Kürdlerde değer erozyonu yarattığını fark edebiliyoruz. Bu gün Kürdler  başta kendi dilinden ve kültüründen uzaklaşmışsa bu konuda  talancıların çok yoğun çalışma  yaptıklarını anlamamak için taş kalpli olmak gerekiyor!
Türkiye şimdiki Türkiyelilik siyasetiyle sahte umutlar yaratarak, zaman kazanıp Kürdlerin yarım kalan asimilasyonunu tamamlamak istiyorlar. İnsan kendi değerlerini, dilini, kültürünü kaybettiğinde değerlenmez, tam tersine değersizleşir.
İnsan köleleştiği zaman, efendisine sevdalanmak dahil olmak üzere ruhen de tutsak düştüğü her gün gördüğümüz canlı örnekleriyle sabittir.
Her kesin tercih önceliği farklıdır. Toplum da kendi tercihini ortaya koymalıdır. Köle ruhluların TC’ye sevdalanması toplumu etkilememeli. Kim kimin kucağında kalmayı arzuluyorsa onunla mutlu olabilir.
Kölelerin efendilerini sevdikleri ve özgürlükten korktukları biliniyor. Aslında mesele çok basittir. Esareti kabul edenlerle özgürlüğü yaşamın temel düsturu olarak görenler ayrışmalıdır.
İnsan tercihleri üzerinde de ambargo konduğunu görüyoruz! İnsanın nasıl düşünmesi gerektiğini bile emirlerle, vahiylerle, derin planlarla belirleyenlerin  yarattıkları ortam çekilecek cinsten değildir!
Kürd toplumsal iradesi muhteris gelenekçilerin geriliğini aşmalıdır ve iradenin insanın özgürlüğünün vazgeçilmez erdemi olduğunu bilmelidir. İradenin namusu bireyin devredilemez değeridir.
Birey, iradesini kendi geriliğinden kendine karşıt olarak yarattığı şirklere kaptırdığında birey olmaktan çıkar. Eğer kendini toplumun efendisi olarak tanımlayan Ortadoğu tipi geri despot önderlik biçimleri kontrol altına alınmazsa, toplum bu muhterislerin kapı kulu olur.
Toplumların geri inanç ve ezbere yaşama dayalı kaderi değişmezse talihsiz bölgemiz acı çekmeye ve tehlike sinyallerini vermeye devam eder.
Böylece yaramaz unsurlar tabulaşır, insanlara bastığı toprak yedirilir, doğum günlerini kutlatır, kendine secde ettirirler.
Uzun adam, başkanlık sistemine göz koymuş, bu koşullarda Tanrı-Lider adayı değil mi? Kuzey Kürdlerinden bulaştığını sanmayın!
Adım adım  gerici çöl yaşamı şeriatına doğru savrulan Türkiye, Kürdlerin bölge istikrarı için umut olmasına rağmen Kürdlere karşı çok acımasız davranıyor, kendi yarattıkları unsurları kullanarak Kürdleri yanlış yönlendiriyor.
Türkiye’nin  bir NATO üyesi devlet olması, Ortadoğu ilkbaharı için umut olan Kürdlerin tarihi fırsatını engelleme misyonu olmamalıdır. Aksi durumda her kes kaybeder. Kuzey Kürdlerinin derin projelerle  Türkiye’nin bütünlüğünün bekçisi durumuna getirilmesi doğrultusunda  yönlendirilmesi, Kürd iradesinin katliamdan geçirilmesi fiili Kürd katliamı gibi acı sonuçlar doğurur.
Türkiye gibi stratejik konumu olan ülkenin yanında, stratejik konumu daha önemli olan Kürdistan’ın bağımsız bir devlet olması Türkiye’ye kaybettirmez. Kürdistan’ın devletleşmesi engellenirse bundan tüm bölge zarar görür.
Bir NATO üyesi Türkiye’nin Kürdlerle  federasyon yapılanmasına tahammül etmesi gerekiyor. Yerel idarelerin özerkliği Kürdlere bir şey kazandırmaz, sadece Türkiye’nin demokrasisi için bir gelişme sayılır. Kuzey Kürdleri en azından federasyonu dayatmalıdır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375