Kani Yado

Güneş sisteminin manyetik yüklü oluşunu ve dünyamızın manyetik kutuplara sahip olduğunu bildiğimize göre her parçacığın da bu özelliğe sahip olduğunu biliyoruz. Rabbimizin eseri olan madde sonsuz sayıda parçacık alemleri barındırdığı gibi onun ürettiği manyetik hareketi vardır. Biz buna ilmi mantığa göre Rabbimizin hikmetleri diyoruz.
Aynı zamanda manyetik kabiliyete sahip olan insan beyninin ürettiği düşünce, elektron hareketlerinin direnç dediğimiz engelden geçerken ortaya çıkan ısı olayının neden olduğu korlaşma yani ışık gibidir.
Düşünce, Rabbimizin ihsanı olan beyin denen maddeden yansımadır. Beyin maddedir, düşünce manadır. Işık da maddeden yansımadır ve kendine ait bir yayılma hızı vardır. Eserleri kadar güzel olan Rabbimizin hikmetleri de güzeldir. Bu hikmetler korkutucu değildir. İnsan kalbi inandığında yumuşadığına göre  hikmetlerini sevgi olarak yüreğine indirir.
Rabbimizin maddi yaradılış biçiminin sonsuzluğu, bu biçimin yansıması olan düşüncenin de sonsuzluğu anlamına gelir.
Burada hiçbir şeyin veya onun yansımasının aykırılığı söz konusu değildir. Çünkü yaratılışın maddi biçimi ve onun yansıması olan düşüncesi menfi ve müspet üzerinde kuruludur.
Biz doğruları savunurken yanlışları yok sayamayız. Menfi kutbun yokluğunda müsbet kutbun varlığını  iddia edemeyiz. Manyetik kuvvette eksi kutbun reddinde artı kutup anlamsız kalır ve manyetik alanın yokluğu anlamına gelir.
Matematikte eksi sayıların veya artı sayıların inkârı matematiğin toptan inkârı demektir. Çünkü artı sonsuz ile eksi sonsuzun anlam verdiği değer, sonsuz kudretin yaratılış değeridir. Biz Rabbimizin yaradılış kudretinin sonsuzluğunu burada görebiliyoruz.
Eski irtica biçimi ve asrımızın irticası, doğrunun veya yanlışın reddinde hakikatlere ters düşerler.
Kadını aşağılayan tahakkümcü erkek anlayışlarının geriliği insanlığa ne acılar yaşattığı bilinmektedir.
Rabbimizin eserleri olan insanlara, silahlarını çeken muhteris aklın sahipleri biri biriyle benzerlikten kaynaklanan kavga nedenleri saldırı güdüleriyle ilgilidir ve uyduruk bahanelerini kendileri yaratırlar.
İnsanları, kavimleri, milletleri, hayvanları, doğal güzellikleri düşman, kendilerini Rabbimizin aziz kavimleri olarak göstermediler mi?
Nerede Rabbimizin maddi ve manevi yaratılış biçimine dokunulmuşsa arkasında felaketlerin geldiği görülmüştür.
Tüm coğrafyamızın insanlarının ruhsal dünyası, korkular ve korkuluklarla, kinlerle, nefretlerle karanlık işkence mahzenlerine dönmüştür. İnsanın kendi cehennemini kendi eliyle yaratması budur işte! İnsanın ruhsal dünyasına dokunulmuştur. Bu zulümler, bu kinler ve nefretler nedirler?
Zulüm, maddi yaşama sahip olma, insanın insan üzerinde tahakküm kurma ihtirasından beslenir.
Geri insanlar, yani Rabbimizin sevgisiyle tanışmayanlar şiddeti esas alan bazı canlılar gibi saldırı güdülerine sahiptirler. Onlar diğer canlıların hukukuna saygı duymazlar. Kendi azgın ihtiraslarıyla siyasileşirler ve kendi geriliklerinden yarattıkları şirklere secde ederler.
Biz buna kölelerin gönüllü esareti desek de, iradesizleştirilen insanların köleleştirilmesi insanlığın utancı ve yüzkarasıdır.
Oysa dünyaya çıplak geldiklerini ve çıplak gideceklerini bildikleri halde ihtirasa tutsak düşerler.
Bilimde ve teknikte meydana gelen gelişme ile hürriyetin karşısında telaşa düşen tahakkümcü zihniyet dünyayı kana buladılar. Dünya tekçi ve tahakkümcü sistemlerden kurtulmaya çabalarken bazı yerlerde tekçi despot zihniyete devam ettiler!
Dünya insanlığı hızlı tekâmül ile  insanlık tarihinin en sorunlu dönemini yaşıyor. Rabbimizin yaratılış hamurunun organik ve inorganik malzemesini tanımayan ‘canlı insan’ geri akla, kuduruk akla, ahmak akla sahip olduğunda Rabbimizin yaratılış mantığını kavrayamaz.
Bu şartlarda Rabbimizi inkâr anlamına gelen birçok şirkler yarattılar. İrtica bununla da kalmadı, çağın ileri tekniklerinin ürünlerini kullanmaktan geri durmadılar. Artık “gavur icadıdır” demeden ileri teknolojinin imkanlarını insanlara karşı silah gibi kullandılar.
İleri teknolojinin nimetleri arasında saydığımız teknolojiden yararlanarak sesi ve görüntüyü manyetik dalgalara yükleyen cihazları kullanarak kendi inkârlarında ikiyüzlü bir duruşla irtica bataklıklarında debelenmeye devam ettiler.
İktisadi ve içtimai durum, hayatın maddi hakikati olduğu gibi bunun yansıması olan şuurunu de yaratır. İnsanoğlunun oluşturduğu yaşam biçiminde, insan ameli ve insan şuuru belirleyici olur. Şiddet canavarlık güdülerinin neden olduğu bir özlemdir.
Amacımız iyi veya kötü insan tercihi değildir.
Bu tercihler siyasallaşan insanın saldırı bahaneleridir. Örneğin tahakküm amacıyla üretilen yalanlarla Rabbimizin güzel canlılarının yaşamına kast ederken “kötü” onun için uyduruk bir bahanedir.
Kötü canlı yoktur. Canlıları beğenmeme Rabbimizin eserlerini beğenmemek manasına geliyor.. Bazı toplumlar cahiliye dönemlerini yaşarken veya ileri tekâmülü yaşadıkları durumları iyi veya kötü olduğu anlamına gelmez.
İyi olma veya kötü olma durumu görecelidir, onun bir ölçüsü veya terazisi yoktur. Mükemmel bir insan irticaya göre kötü sayıldığına göre irticanın takdir namusu yoktur. Diktatörün takdir ve tercihine göre, demokrasi yok edilmesi gerekecek kadar kötüdür!
Rabbimizin adına uydurdukları yalanlarla kendilerine gerekçeler bulan, hala insanlık tekâmülünü yeteri kadar yaşayamayan insan şiddeti yaşamın vazgeçilmez olduğunu sanır.
İnsanın maddi yaşam gerçekliği ve onun yansıması olan düşüncesi tekâmül edecektir. Coğrafyamızda köle sahipleri, köleleri şirklerle korkutarak onların üzerinde tahakküm kurma şeklinde nemalanmışlardır.
Bu korkularla insanların ruhsal dünyaları altüst olmaktadır. Tahakküm  sistemlerinin gerçekleştirdikleri ilhaklar, haksız istilalarla, talanlarla sağladıkları ganimetler kimseye bir yarar sağlamamış, insanlar üzerindeki menfi tesirler kimini adletsizliğe, kimini kin ve husumetlere sürüklemiştir.. Bu koşullarda insanın insanlık erdemleri, ruhsal durumları tahrip olur.
Büyük ganimetler için büyük suçlar işlenir. Bu yüzden muhteris insanların  yalanları da büyüktür. Bu yalanların coğrafyamızın tekâmül kazasına neden olması, tekâmülün tamamıyla durduğu anlamına gelmez.
İster buna Rabbimizin tekâmül kanunu deyin, isterseniz geri bir tavırla karşı çıkın sonuç değişmez.
Göreceliğin hakikat ölçüsü de izafidir. Bunun ilmi bir ölçüsü yoktur. Rabbimizin ve Onun yaratılış biçimiyle değil, insanların muhafazakârlığıyla ilgilidir ve durum muvakkattır.
Rabbimizin yaratılış mantığı olan bilim disiplinleri izafiyet engelini tanımaz. Bilimin hakikate mugayir imtiyazları yoktur. Şirkler  gibi kendini var etmek için gerçekleri yok etmez.
Eski çağların tekamül vasıtaları olan mitoloji, hikâye, masal ve fabl biçimlerinde olması insanoğlunun maddi ve manevi tekâmülünün seviyesiyle ilgilidir.
Yaşamın maddi gerçekliğine paralel olarak insan düşüncesindeki ilerleme sınıflı toplumun eliti olan egemen sınıfın hâkimiyeti kaybetmemesi için toplumu şirklerle  korkutup toplumun üzerinde egemenliği devam etmeyi amaçlıyor.
İrticanın Rabbimize inanabilecek şuurlu mantığı yoktur. Rabbimize inanmazlar. Sadece onları tutsak eden korkular ve korkuluklarla egemen sınıf tercihinde kendileri için yaratılan cehennemi yaşarlar.
Klan, kabile, aşiret biçimlerinde tekâmül ederek milletler şeklinde yaşamaya başlayan insanların tabii ihtiyaçların dışında içtimai ve manevi ihtiyaçları ihtiva eden  bir düzene muhtaç olmuşlardır.
Burada maddi hayat ile birlikte manevi hayat  biribirilerinden kopmaz  biçimiyle biribirilerini dışlamazlar.
Düşüncede meydana gelen ilerleme ile sınıf münasebetleri, sınıf tezatları boyutlanarak büyük hareketlik meydana getirmiştir. Eski toplumlarda din ile içtimai hayat sınırlandırılırken, günümüzde içtimayi hayat ve maneviyatın muhtevası oldukça geniştir. Beşeriyet ile Rabbimiz arasına imanın ölçüsü vicdan kabul edilmiştir. Çağımızda yeni oluşan hürriyet mantığıyla oluşan  hukukun teminatında idari sistemler oluşturulmuştur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375