Kani Yado

İnsanın insan üzerinde tahakkümü aklın kudurduğu zamanda ortaya çıkar. Bu kudurganlığı yaşanması gereken bir süreç olarak değerlendirmek doğru değildir. İnsanlar barbar olmak zorunda mıydı veya insanların barbarlaşmadan evrimini sürdürme imkânı yok mu?
Kuduran akıl hakimiyetini devam ettirebilmesi için ahmak akla ihtiyaç duyar. Bu karşıtlıkta efendi-köle ilişkisinde sadakat meydana gelir. Çağımızda sol ve sağ ve şeriata dayalı diktatörler kuduran akılla ahmak aklın esaretinde diktatörlüğünü topluma kabul ettirirler.
Biz kendi imkânlarımızla yaptığımız değerlendirmeye göre böyle bir zorunlu süreç yoktur. Geçmişte bilgiye, beceriye ulaşan insan sayısı az olduğu için öncü insana ihtiyaç duyulmuştur. Ancak bu avantajı insanın üzerinde zulme tahvil etme ihtirası sadece talihsizlik olarak değerlendirmek gerekir.
Kurdler, tam merkezinde bulunduğu bu vahşet coğrafyasından en fazla mağdur olduğu toplumdur. Kurdlerin barbarların istilalarına uğrayarak karanlığa girmesi ve kararması tesadüf mü yoksa? Dr. Hikmet’in iddia ettiği toplumsal kader olarak değerlendirmek bana mantıklı gelmiyor. Bu tedbirsizlik ve sorumsuzluktan kaynaklanan bir kazadır! Yüce Rabbimiz insanları Mekke ve Orta Asya barbarlığının şerrinden korusun!
Mezopotamya ve Anadolu, geri toplumların talan ve ilhaklara uğradıktan sonra coğrafyamızın uğradığı travmalar ve kültürel yıkımdan sonra barbarlıkla benzeşerek dünyada sorunlar yumağı haline geldi.
Bu talihsizlik Afrika’nın büyük bir bölümünü, Avrupa ve Afrika’nın büyük bir bölümünün kültürel değerlerini tahrip ettiği gibi Hindistan’a kadar halklar cehalet bataklığına saplandığını görmekteyiz.
Osmanlı İslam halifeliği ve İslam vesayetini taşıyarak gericiliğin temel gücü haline gelmesinin toplum üzerine bıraktığı etki ile beraber o yapı üstünde Avrupa Cumhuriyet modasında melez bir devletin şekillenmesi dünyada az görülen bir olay olarak tarihe geçti.
Osmanlı Mezarlığı üstünde şekillenen ucube bir kültür ve bu ucubeliğin demokrasi ile uzlaşmaz biçiminden sonra acayip bir toplumun ortaya çıkması bu gün siyasetin toz ve dumanı içinde sorunlar yaratıyor.
Bölgemizde en acil sorunlar, Osmanlı mezarlığının yarattığı travma sonucunda ortaya çıkan kişiliklerin kendi başına bela olup bireylerin cehalet sarhoşluğunda kendileriyle çatışan biçimler haline gelmesi sonucunda çözümsüzlüğe neden oldu.
Kurd ulusal sorunun tam bu vahşetin merkezinde çözüme ulaşması diğer toplumların da sağlıklarına kavuşmasının başlangıcını oluşturabilir.
Hangi soruna bakarsanız bakın bu talihsizlik yüzünden çözümsüz oluyor. Van gölünün kıyılarını görmediğimiz halde bile kirli olabileceğini söyleyebiliyoruz. Toplum çok imanlı olunca elbette kirli olur! Temizlik imandan geliyor ya!
Zavallı bir hayvan kış koşullarında karın metrelerce yağması yüzünden yiyecek bulamadığı için köye veya kasabaya misafir olmak istese tüm köylü onu öldürmek için topunu, tüfeğini, kılıcını, zülfikarını, xınçonun hançerini alıp saldırır ve Yüce Rabbimizin yarattığı bir canlı olduğunu aklının köşesinden bile geçirmez! Bu tespitlere olumsuz ön yargı denemez. İnsan vicdansız olunca, her türlü kötülüğün faili olurken, kendini din maskesiyle saklar!
Türkiye'deki ve Kürdistan'daki siyasal sorunları ve toplumu tanımak için siyasal görüntülerini değil, ancak yaşamda karşılaşılan önemli sorunlarını tahlil ettiğinizde doğru sonuçlara varmak mümkün oluyor. Bu yüzden biz toplum ile doğa, insan ile doğanın öğeleri olan diğer canlıların ilişkilerini esas alarak toplumu doğru anlamaya çalışıyoruz.
Türkiye’de ve Kürdistan’da bazı yerlerde kış koşulları çok ağır geçer. Bu çetin kış koşullarında insanlar, doğamızın yaşam ortakları olan hayvanların yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini kimse düşündü mü?
Bizim Türkiye Cumhuriyeti Kemalist faşizminden bir beklentimiz yok ama Kurd yerel yönetimleri kaç ton et artıklarını, sebze ve meyve hallerinin artıklarını veya çürümeye yüz tutmak üzere olan meyveleri ormanlara bıraktı?
Kendi ormanlarının özgür yaşamını düşünemeyen zihniyet Kurd toplumunun özgürlüğünü düşünemez. Kimse siyasi yalanlarla kendini kamufle etmesin, her şey yaşam icraatlarıyla ortaya çıkıyor.
Kimse “biz karnımızı doyurmakla meşgul olurken hayvanları düşünecek durumda değiliz“ yalanına sığınmasın!
Politika sadece laklak yapmak değildir. Kendilerine insanim diyebilecek kadar iddialı olanlar Avrupa’ya gelip kışın kar yağan yerlerin ormanlarına bir baksınlar! Hayvanların yemesini sağlamak için her tarafa tonlarca artık et parçaları ve tonlarca elma atıldığını görürsünüz. Bir taneden fazla olmamak üzere canınız çekerse bir tane elma alıp yiyebilirsiniz. Hayvanlar insanlardan daha misafirperverdirler.
Bu yıl açlıkla karşı karşıya gelen yabani hayvanların köylere, kasabalara inerken vahşi insanların saldırısına uğradıklarını defalarca haber olarak okuduk. Ben şahsen bu haberleri okurken utandım. Müslüman mahallelerinde kimsenin utanacağını sanmıyorum! Yüce Rabbimiz bizi barbarlara benzemek için yaratmadı. Bir insan tüm canlı ve cansız varlıkları sevdiği kadar insandır.
Yüce Rabbimizin yarattığı her canlının değeri bilinmiyorsa, çirkinleşen yaşamın sahipleri olan insanların O’na inanmadığını gösterir. Din kisvesi altında inançsız olmak ne kötü şey! İnsanların Yüce Rabbimizin yarattığı insanlara düşman olduğu gibi diğer canlılara düşman olması yaratılışından dolayı değildir. İnsanın sonradan yalanlara dayalı köleci egemenlerin dinlerinden, siyasetlerden, batıl inançlarından aldıkları alışkanlıklar ve oluşturdukları şirklerle bu denli vahşileşiyorlar.
Bir düşünün Anadolu’da Mekke barbarlığına eklenen Orta Asya barbarlığının biçimlendirdiği insanların, canlıların yaşam hakkına saygılı olabilir mi? Kürtlerin ve diğer Anadolu yerlilerinin uygarlıklarını, erdemlerini yok edip onları asimile edip insanlıktan çıkararak kendine benzeten bir zihniyetin canlılara saygısı olabilir mi?
Aynı zamanda barbarların kendine benzettiği toplum ne durumda olabilir? Bu insanların Yüce Rabbimize inancı olabilir mi?
Barbar toplumlar diğer toplumları kendine benzetmeyi esas alırlar. Bir düşünün bin beş yüz yıldan beri ne yapıldı? Atlı barbar toplumlarla develi barbar toplumlar tüm coğrafyamıza cehaleti egemen kılıp coğrafyamızı dünyanın karşısında karanlığa gömmedi mi? Barbarlığın ve karanlığın öğünecek bir tarafı yoktur. Bu konuda söylenen tüm yalanların maskesi düştü.
Barbar toplumlar sürekli dünyanın en güzel toplumları olduklarını iddia edip durdular. Sonuçta çirkinlik diz boyu oldu. Şimdi dünya kara kara düşünüyor. Bu barbarlıkların insanlar üzerinde yarattığı tahribatları rehabilite etmek için tedbirler arıyor.
Türkiye’nin kendine göre yasaları, yönetimi, tedbir biçimleri vardır. Şimdiye kadar insanlar için gerekli olan bir yaşam tarzı topluma mal edilmedi. Talancı ve yalancı ideoloji dayatılarak toplum en vahşi yaşam biçimini kanıksadı.
Kuzey Kurdistan Kurdlerinin de kendi Mezopotamya menşeli değerleri erozyona uğrayarak kendi sömürgecisiyle benzeşti. Her halde talan ve işgal amacıyla gelen bir zihniyetin mümessillerinin sömürgeleştirdiği halklara bundan başka armağanları olmaz! Kurd toplumu siyasetin belirsizliğine itiliyor!
Kurdler başta kendi dilleri olmak üzere değerlerine sahip çıkmak zorundadırlar. Kurdler güdümlü siyasetten önce, temiz toplum için zihniyet devrimini ve ekolojik devrimini yapmak zorundadırlar. Temiz zihniyet ve temiz çevre ideali Kurd toplumunun özgürlüğünün temelidir. Toplum buna öncülük yapmayan yerel amirlerin kravatlarını sıkmalı. Kendi anadilinde eğitimi esas almayan bir girişim oyalamaktan başka bir şey değildir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375