Kim Beş Yüz Milyon İster yarışmasının en son sorusu olsa ve cevap verdiğinizde beş yüz milyara kavuşma şansınız bulunsa,“yargı neden hep tartışılır” sorusuna vereceğiniz bir cevap olamaz.
Çünkü çok cevap var ve hepsi de bir diğerini çürüten cinsten.
Birçok olayda yargıyı tartıştık, Türkiye’de adalet olmadığını söyleyenimiz oldu.
Bazen, kişiye göre değişen bir yargı sistemimiz olduğunu, kurum ve kuruluş ayrımı yaptığını, hatta siyasi görüşe göre, inanca göre, mezhebe göre ve nihayetinde kimliğe göre karar verdiğini söyleyenimiz oldu.
Sanığın zengin veya fakir olması, takım elbiseli-kravatlı olması ile salaş olması bile yargının kararını değiştiren etkenlerdendi.
“Bana ne olacak?” diye korkan masum bir vatandaşı suçlu gören ama suçlu olduğu halde yüzünden tebessümü eksik etmeyenin adalet önündeki farklılığı, şekilci bir yargı anlayışına yoruldu.
Hem suçlu ve hem de güçlü olmaktı esas olan.
Suçsuz ve güçsüz olanın hiç şansı yoktu ve olduğunu söyleyen de pek çıkmazdı.
“Gücün yoksa niye suç işliyorsun kardeşim” demeye getiriliyordu.
Çalıyorsan büyük çalacaksın anlayışı da aynı mantıktı.
Trilyonları götürenin elini kolunu sallayarak dolaşması normaldi, üstelik de “beyefendi” muamelesi görürdü.
Bir dilim baklava çalan, bir parça ekmek götüren, açlıktan ölmesin diye bebeğine bir şişe süt aşıran kadındı suçlu olan.
Adalet terazisi, hakka göre değil, statüye göre ayarlandığında, kaçınılmaz olan “sefil suçluya” adaleti hatırlatmak, hakkı, hukuku gözünün içine sokmaktır.
Türkiye, adaleti hep tartışmalı olan ülkelerden birisi.
Bunun bir dönemi yok, her dönemi var.
Son dönemlerde ise siyasi yargı tavan yapmaya başladı.
Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan’ın yargıyı tarif ederken kullandığı bir cümle dikkate değerdi.
Dikkate değse de, kendisini dikkat etmediği, AYM’nin kararlarından belliydi ama olsun, söylemişti.
Yargının önemine, hukuka herkesin saygı göstermesine değinen Arslan, “Ama hukukun üstünlüğü, yargıçlar devleti anlamına gelmemeli” demişti.
Oysa Türkiye tam da o noktaya gitmek üzere.
Yargıçlar devleti, polis devleti, asker devleti..gibi birçok “hukuk adına hukuksuzluk” yapanlara yabancı bir ülke değiliz.
Elbette Türkiye, bir yargıçlar devleti haline dönüşmüyor, arada kapı aralıyor o kadar.
Kötü olan, siyaseti etkileyen, toplumu tümden ilgilendiren ve özgürlük alanlarını genişleten kararlarda yargının kendisini “yargıç devleti” olarak görüp, öyle karar vermesi.
Daha da kötüsü, herkesin kendi keyfine uygun bir mahkeme buluyor olmasıdır.
Bunun son örneği, MHP kongresidir.
O kadar komik, o kadar abes, o kadar lüzumsuz bir süreç ki, “yargıyla bu konunun ne alakası var?” diyen bir tek akıllı çıkmıyor.
Bir siyasi partinin ne zaman kongre yapacağı, ne zaman olağanüstü kongreye gideceği ve ne zaman kongrenin iptal edileceği, siyasi partilerin tüzüğünde var.
Herhangi bir derneğin işleyişinden farksızdır.
Anlaşmazlık olmuşsa “kongre zamanı geçtiği” halde “kongre yapmıyorum kardeşim” diye ayak direten varsa yargı yolu elbette olmalı.
Ama o zaman da yargının kararı esas olmalı.
Bir aşka mahkeme aksi karar vermemeli.
Birisi kongre yapılacak derken, öbürünün kongre yapılmayacak demesi, “herkesin keyfine göre mahkeme bulabiliyor” olmasıdır.
Sonra “o mahkeme yetkili”, “şu mahkeme yetkisiz” gibi yetki karmaşasını çözmek için bir başka yargı arayışına girersiniz. Sonra onun yetkisi için bir başka yargı…
Bir hukuk anlayışınız yoksa, bir adalet arayışında değilseniz, hükmünüzü “yargıç devleti” yerine de koyuyorsanız, aramayacağınız yargı, vurmayacağınız tokmak kalmayacaktır.
Amacınız siyaseti belirlemekse, seçmenin iradesini elinizde tutmaksa, atacağınız her adım, hukuk adına hukuksuzluk olacaktır.
Böyle bir durumda ve böyle bir ortamda siz, yargı neden hep tartışılır sorusuna net bir cevap veremezsiniz.
Her tarafı laçka olan, laçkalaşması için çaba harcayanlar olduğu müddetçe, adaletin ne demek olduğu da bir türlü anlaşılmayacak, yargının esas görevi de bir türlü karara yansımayacaktır.
Hüküm vermek, karar vermek demek değildir.
Karar vermek, doğru bir hüküm anlamı taşımaz.
Adalet duygunuz varsa, hakkaniyet ölçünüz varsa ve asla kararınızı etkileyen dış etkenler yoksa, o zaman yanlış karar verseniz de, hoş görülür yanınız var demektir.
Aksiyse yargıçlar karar verir, toplum da tartışır durur, adalet bunun neresinde diye…

Tweetimden Seçmeler
Adalet, kişiye, kuruma, duruma ve görüşe göre değişiyorsa vay halimize, vah halimize...
www.naifkarabatak.net
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375