Kani Yado

Kafalarında karanlık çöl karakolları inşa edilen toplumların demokrasi ile yaşam uyuşmazlığı vardır. Biz bu uyumsuzluğa anlayış yoksunluğundan kaynaklanan idrak fukaralığı da diyebiliriz. Bu muhafazakar durumun genetik olup olmadığını başka uzmanlık alanlarına bırakıp günümüzü anlatalım.
Yüzyıllardır yaşadığımız coğrafya, çeşitli biçimlerde dayatılan çöl geleneksel karanlığına saplanmıştır.
Mezopotamya ve Anadolu halkları kendine ait erdemleri kaybettikçe çözümsüzlüğe ve şiddete sürüklendiği görülüyor.
İnançlar bataklığına dönen bu mağdur edilmiş coğrafya tek irade/tekçi sisteme güdümlenmiştir. Umutların beklentisine takılı kalarak, kurtuluşu şirk-tabu veya tek irade diktatörlüğü belirsizliğinde aranmaktadır.
Hurafelerin neden olduğu çaresizlikte, dara düştüklerinde kır atla gelecek bir kurtarıcı çağırırlar. "Yetiş imdada ya Hızır!" demekten başka bir yolu bulunmayan çaresizlik bir belirsizliğin girdabına girer.
Biz Hz. Hızır mitolojisini Kuran'da Hz. Musa'ya doğru yolu gösteren bir bilge olarak tanıyoruz sadece, bunun evveli de vardır mutlaka.
Belki, Avrupalıların Zarathustra dedikleri ve tarihte ilk defa yerlerin ve göklerin sahibi Rabbimizin varlığından bahseden Hz. Zerdüşt'e dayanıyor.
Çöl cahiliyesi ya Şiîlik üzerinden yada Sünnîlik üzerinden hayatımızın her alanına girmiş durumdadır. Mağdur edilmiş ehli kitap Aleviler, kendi tabelalarını Şiiliğin kapısına asarak kendi değerlerini koruyamazlar.
Din istismarcıları Şiî inançsal araçlarla Aleviliği de Ali taraftarlığı hizbi olan Şiîlikle devletlerin resmi ideolojilerin rengiyle boyayarak çöl siyasallaştırılmış gerici inançlarını egemen kılmışlardır.
İnsanların eline yahut zihniyetine çöl barbarlarının cinayetin şiddet araçlarına kutsallık atfedilerek Zülfikar ve kılıç kutsallaştırılarak toplumun gerici çöl yaşamının bataklığına saplanmasına neden olmuştur.
İnsan zalimlerin zihniyetini veya şiddet araçları olan çöl vahşi çöl keskin katil kılıçlarını kurtuluş sayıyorsa dünya milletleri içinde hangi insanlık değerlerinden bahsedebilir?
Mezopotamya'yı ve Anadolu'yu kendilerine benzeten çöl cahiliye merkezli köleci sisteme karşı bir duruşu olmayanların Alevilikten bahsetmeleri çok çelişik ve çok komik görünür.
Çöl cahiliyesi hiziplerinden biri olan Şiîliğin Alici şeriatçı gericiliği savunduğu malumdur ama Anadolu ve Mezopotamya'nın yüz akı dediğimiz Alevilerin Şii inancını savunmalarında sakat bir ayar vardır diye düşünüyoruz.
Çöl şahsiyetlerinden bahsedildiğinde, aldatılmış mağdur insanların hıçkırıkları birikip, bir gün din bezirganlarını boğacağı muhakkaktır!
Din istismarcılarının neden olduğu dökülen anlamsız gözyaşlarının sebebi oldukları anlaşılacaktır! İstismarcı ve gerici masalcılar geçmişin çöl çıkar kavgalarını dramatize ederek zamanımızı karartmış, halkların geleceğini belirsizleştirmiştir. Kimi hurafelerle aldatır, kimi bu yalanlarla aldanır.
Çöl vahşetine ağıtlar, matemler, ağlamalar, kendine işkence ayinleri tekamülü geriye döndürerek toplumu karanlığa çağırır!
Aldanmak kendinize zulmetmenin bir çeşididir. Aldatanlar utanmazlar, siyasetin palavra meydanında nara atıyorlar!
Bir yüzü zalim Sünnîliğin şımarık himayesinde Yezit'in yeni versiyonu dünyanın başına bela çöl yaaşamının orijinal biçimi DAİŞ, Bir yüzü Ali, Hasan ve Hüseyin simgeleri ile çöl gericiliğinin kapkara yüzü. Tepesi faşist TC bayrağı gibi hilallı-yıldızlı şovenizm ve Şiî renginin alaturka şekli!
Binbir yüzlülüğün bu biçimi dünyada görülmemiş karanlık bir vakadır! Çöl hurafelerine, inanç istismarlarıyla çok kötü bir biçimde yönlendirilmiş biçare insanların yarattığı korkunç manzara çözümsüzlüklerin ana sebeplerini oluşturuyor. Bin bir suratlı bu gericilik nasıl çözülür?
Bize göre, sakatlık insanlardadır, inançlarda değil. Çünkü bu çöl inançları, çöl koşullarının kafadan sakat bıraktığı insanların en gerici inanç biçimleridirler.
Dikkat ederseniz geriliğin en çok olduğu yerlerde hurafeler inanç olarak insanlık erdemlerinin önüne geçmiş!
Hurafeler pozitif düşünemeyen geri kafalı insanlara ait beynin ürünü olduğuna göre, çöl koşullarının yarattığı kişilikler ve maddi yaşam gerçekliği kendine uygun inançlar ve düşünceler yaratır.
Onlar bizden etkilenmesi gerekirken neden biz çöl vahşetinin gerici çemberinin içine düşüyoruz acaba?
Orta Amerikanın sıcak bölgesi ve Ortadoğu çöl alanları ve Hindistan'ın sıcak bölgeleri bu özellikleriyle birbirlerine çok benzeyen inançsal yaşam biçimleri vardır.
Ortadoğu çöl yaşamında, Afrika'nın kavurucu sıcak alanlarında ve Hindistan'ın sıcak bölgesinde milyonlarca falcı, yalancı, dinci, imancı, palavracı, sihirbaz, cambaz, hilebaz vardır. Acaba bunları cin mi çarptı, güneş mi çarptı?
Bu olayı doğanın kalleşliğine bağlayamayız, doğal koşulların insan üzerindeki etkileri olarak ele almak zorundayız.
Kafalarında çöl karakolları inşa edilen toplumların demokrasi ile uyumsuz olduğu için çözümsüzlüğe ve savaşa sürüklendiği görülüyor. Bu karanlık bataklıklar tek irade/tekçi sisteme çakılı kalmışlar.
Bu toplumlarda liderlere tanrısal kudret atfedilir. Dara düştüklerinde kır atla gelecek bir kurtarıcı çağırırlar. Bölgemiz "Şefaat ya Muhammed, çek zülfikarını ya Ali, imdada yetiş ya Hızır" gibi çöllerden ithal edilen yakarışlarda kurtuluş beklentilerinin takıntısında yerinde sayıyor.
Çöl cahiliyesi "helal-haram" ölçülerinin en geri biçimiyle yaşamımıza girip, yaşam biçimimizi haram etmiştir. İnsan zalimlerin kılıcını kurtuluş sayıyorsa, zalimleri kurtarıcı sayıyorsa tekamül eksikliği göze çarpıyor. Böyle zifiri karanlıkta tarihin çarkları geriye çevrilir. Bu koşullarda toplumlar tekamül edemez.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375