Kani Yado

Selçuklular ve Osmanlılar güzelim Anadolu'yu talan ederken bu kadim topraklar üzerinde insanlığın hiç de yararına olmayan kurumlar inşa ettiler.
Üretmeden yaşamak için kurumlaşan BABALIK ve DEDELİK müesseseleri bu koşullarda ortaya çıkmış.
“Keşke olmasaydı” diyoruz ama olmuş bir kere, binlerce kere olmuş!
Türkler Kürdistan topraklarına girdikleri zaman Kürdler misafirperverlikleri gereği onları ret etmemişler ama 'asil efendi' egemen pozunda bir duruş ile Çingeneleri aşağıladıkları gibi Türkleri de aşağılamışlar.
Aşağılama, asalet denen saçmalıkların sonucunda ortaya çıkan sosyal hastalıklardan biridir.
Biz bu gerçeği bildiğimize göre, aşağılamadan meydana gelen olayları ve bu olayların aktörlerini anlatmakla mükellefiz.
Eskiden Kürdler Türklere kız vermezlermiş. Türklerle evlenen herifleri ayıplarlarmış! Çingeneler toplum içinde kalburüstü olmak için, davul-zurna ile musikî maharetlerini göstererek kendilerini ispatlamışlar.
Kürdler tarafından aşağılanan Türkler ise bir taraftan incik boncuk işlerini, diğer taraftan İran ve Irak, Suriye üzerinden getirdikleri Arap üçkağıtçılığını kullanarak dinsel imtiyazları Allahın torpilinde, Muhammed’in şefaatinde elde ederek toplumda öne çıkmayı başarmışlar!
Şiî cinsleri “biz evlad-ı Resul Hz.Hüseyin üzerinden Ehl-i Beyt’teniz” demişler, Sünnî cinsler ise “biz evlad-ı Nebi Hz. Hasan üzerinden peygamber soyundanız” demişler.
Bu koşullarda öldükleri zaman kendi mezarlarındaki baba kemiklerini bile değerlendirerek geliri bol tapınağa çevirmişler...
Halk arasında bir öykü anlatılır ama bu öykünün aktörleri Kürdistan'ın neresinde yaşarmış bilinmez.
İhtiyar bir Hazeri Türkmen bir Kürd köyünde yaşıyormuş. İhtiyarın sadece köyde ölmüş bir anası ve babası ile bir eşeği, bir asası ve bir abası varmış. Yaşamının sonunda güzel gözlü eşeği de ihtiyarlamış.
Bir gün eşeğiyle kasabadan dönerken yolda eşeği vefat etmiş!
Adamın üzerine bir hüzün çökmüş. O’nun tek dayanağı eşeği de ölmüş, bundan sonra eşeksiz ne yapacak!?
Yol kenarında sırtını bir ağaca dayayıp ağaç gölgesinde hayallere dalarken aklına bu ‘ölümü yaşama çevirmek gerek’ diye bir proje gelmiş! Eşeğini gömüp gelir kaynağı bir türbeye çevirerek ziyaret yapmaya karar vermiş.
Ellette olur!
Süleyman Şah Türbesi olur da neden ZIRZIR BABA türbesi olmasın?
Bu güzel gözlü baba emekçi bir babadır, eşeğin nasıl kıymet-i harbiyesi olmaz olur mu?
Şahların, şah-ı şahanların, şaklabanların, hakanların, paşaların ve padişahların insanların yükünü taşıdıkları, değirmene götürdükleri hiç görülmemiştir. Eşeğim ise inanlara hizmet eden bir emekçidir" diye kendi kendine düşünürken mezarı kazmış eşeğini gömmüş.
mezarın üzerinde bir kulube yapmış, kulubenin kapısında “bu Türbede evliyaların evliyası ZIRZIR BABA yatmaktadır, ruhuna el fatiha!” şeklinde yazmış.
Yaşlı mümin adam, türbeye koyduğu minderinin üstünde yan yatarken tespihini çekerken “Allah kabul etsin” dualarını esirgemezken, gelen “yağşidür” deyip para atmış, giden “yağşidür” deyip para atmış.
O gündür bu gündür ZIRZIR BABA ocağı Cemaat-ı Ali İktisadi Teşekkülü olarak kazançlı bir sektöre dönüşmüş.
Böyle şey olmaz demeyin. Olur olur, bal gibi olur!
Anadolu'yu, Kürdistanı işgal edenlerin torunları " kahraman Osmanlı eşeklerinin, Osmanlı develerinin ayak bastığı her yer bizimdir” diyen akl-ı evveller olduğuna göre, bu tür öykülerin doğruluk dereceleri oldukça yüksektir.
Anadolu'yu işgal edip talan edenler din istismarı ürünü inanç ağırlıklı putperestliğin kendilerine özgü biçimini yarattılar.
Ziyaretler biçimde yaygınlaşan Selçuklu- Osmanlı putperestliği Türkiye'nin orta ve batısında nasıl bir biçim aldığını araştırmak gerekiyor. İstanbul'da evde kalmış genç kızların bahtlarının açılması için yüz sürdükleri ZİLLİ BABA tapınağını gördüm. Halk arasında bu tapınaklara ziyaret diyorlar.
TELLİ BABA da bunun danıskası!
Elaziz yörelerinde elini sallasan ‘ziyaret baba’lara değer. Her taraf BABA, ANA’lara rastlamıyoruz!
Hala yaşayan babalar da vardır. Şiilerin DEDE dedikleri gibi Ehl-i Sünnetin de BABA dedikleri cehennemlikler!
Kurtlar Vadisini yumurtlayan derin film senaryoları da Elaziz BABA ocağı ürünüdür. Tımarhane inşa edilen yerlerde yaşayan insanların deli olduğunu sanmayın, burada Kayserilileri sollayan gözaçıklar çoktur.
Babalarını soyup don katına bırakmak isteyen nice evlatlar görüldü orada.
Dersimli bir Almancı daha Elazığ Havaalanına iner inmez 30 bin Euro’yu bir Elazizliye karptırır. Hiç yeryüzünde olmayan bir arsa satışı!
Dersimli Elazığ Emniyet Müdürüne gider, bizzat Müdüre şikayet eder. Müdür ” “kardeşim o paranın üzerine bir tas su iç. Dua et ki senin canını almamışlar. Beni de dolandırdılar, hiç bir şey yapamadım” demiş.
Elaziz’de Kürdlerin nüfusu Türklerden daha faladır ama Türkler her şeye hakimdirler. Dolandırıcılık, din, iman onlardan sorulur.
Namaz kılmazlar, kıldırırlar.
Oruç tutmazlar, tuttururlar.
Elaziz’in gakkoşunun meşhur “gakkoş biz oruç tutmik, tutturik” sözünü her kes bilir. İmana gelmeyenlerin canını alırlar!
Boşuna bu babalar toprağına “evliya torpaği” dememişler!
Arabesk-alaturki melezi katır cinsi Türk inanç kültürü Elazığ Tımarhanesi sakinleri kadar hoşgörülü değildir.
Selçuklu ve Osmanlı devlet üretme çiftliklerinde yetiştirdikleri unsurlar güzelim coğrafyayı şirk/tapınak cehennemine cevirdiler!
Toplumun genetiği bozulmuş, sadece Tanrı/şirk yaratmakta ustalaşmıştır.
Benim din adamı babam “bu coğrafyada insanlar Allaha şirk koşarlar, tanrılaştıracak/tabulaştırılacak bir şey bulamasalar, eşeği süsler taparlar” demişti.
Ne doğru demiş rahmetli! İnsanlar bilginin hararetiyle, tecrübenin maharetiyle gerçeği buluyor, bizim imanı kamil siyasi abiler hala ‘zartzurt! ezberleriyle mide bulandırmaya devam ediyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375