Kani Yado

Düdükçülük dendiğinde düdükçü Kenan Evren hatıra gelirdi. SS marka askeri düdük çalındığı zaman her kes hazıola geçerdi. Herkesin diktatörlerin karşısında iki kat, dört kat olduğu koşullarda değişen ne?
Düdükçülüğün şanı ve şerefi tartışılır oldu! Bir başka ihtişamlıydı sağcı düdük, solcu düdük, ortacı ve futbolcu düdük! Şimdi kimse takmaz Mısır Sultanını ve Yalova kaymakamını…
Düdükçülüğün her biçimi Türklere ve Türklerin kuyruğuna takılan Kürdlere bulaşmıştı. Kim takar Türkiye’yi?
Kim takar karanlıkta ve samanlıkta MİT ile gizli görüşmelerini, TC’nin kalleş Türkiyelilik planlarını?
Müzakere mi düşünüyorsunuz? İşte muhatap toplum! TC’nin devlet üretme çiftliğinde üretilen siyasi aktörlere ne gerek var!
İstihbaratçılar arasındaki görüşmeler ile barış görüşmeleri olmaz, ölüm planları olur! Toplumlar arası görüşmeler erdemli toplumların usulüdür. Tek çare, tek fare, tek irade yoktur, toplumsal irade vardır!
Karanlıklar kara kara düşünmekteler. Artık kimse ne avcı kafesini ve ne de avcıyı takar!
Şimdi birileri sinsi sinsi, gizli gizli insanların gözlerinin açılmasından yakınıyor. “Ne güzeldi eskiden!"
Büyük vardı, küçük vardı. Büyüklük vardı, küçüklük vardı. Bir düzen oturtulmuştu devletlerde, örgütlerde, cemaatlerde. Büyük küçüğe binerdi. Süvari meydanlarında Tanrıların, tanrıçaların önünde resmi törenler….
Bir insanla karşılaştığınız zaman insanın karşısında saygıdan her kes Mehmet Metiner olurdu, secdede iki kat olunurdu. “Ah eski günler ah!” tekerlemeleri!
Hanedanlardan, şah ve sultanlardan, hakanlardan, başbuğ ve hanlardan, anıtkabirsiz ve anıtkabirli diktatörlerden, prenses tavuk ve çil horozlardan bahsettiğinizde “kim ne yapar Mısır sultanını ve Yalova kaymakamını” derler ve basarlar kahkahalarını!
Kürdü durduramazsınız! Bedeller var bedeller var! Adalet yerini bulmalıdır. Kürdistanda Türkiyeliliği siyasi cambazların sahnesine koyanlar, Türkçe konuşanlar, Türkçe konuşturanlar hesaba duracaklar! Danışıklı ceza ev hapsi villa yaşamında bile rahat göremeyecekler!
Maho Ağaların paçası tutuştuğunda ben anlamıştım bu günlerin geleceğini. Zügürt diktatörler “ heyhat baş ayak, ayak baş olacak” diye hayıflanırdılar. Ermeni kanı üzerinde yaşam kurulurken göbeklenirdiler…
Gerçekten o günler geldi. Yöremizin ağaları, sonbaharda hasılat günlerinde Oxu ve Bulanık arazilerinden her zaman aldıkları haraçları alamayınca “axayê bırçî” unvanına kavuştular.
Ağayê bırçî Türkçe “zügürt ağa” demektir. Bundan sonra zügürt diktatörler, üfürükçüler, örtülü itibarlar yerle yeksan olacak!
Kim ne eder Yalova kaymakamını!
Ah eski günler ah!
Siyasi abilerin kıymeti vardı, liderler tanrı değerindeydi, siyasi pazarlarda, arpalıklarda, siyasi borsalarda para ederlerdi…
Neler gördük neler!
Arabesk-Türkofon şeyhler önlerinde cariye tüccarlarına benzer pêşveng veya pêşdeng” dediğimiz sofiklerin tef sesleri arasında Mekke fistanlı ihtişamda yağ, peynir, kuzu, koyunları kartallar gibi kapıyordular.
Bazıları şanı ve şerefi için ölürken, TC derin torpilli üfürükçüler duvarlarında üfürükçülük ehliyetnamesi, ve doktorlarınki gibi ücret tabelası vardır.
Çocuğu olmayan kadınlara muska ücreti farklı, diş ağrılarını kesici muska fiyatı farklıdır. Üfürükçülük de siyasallaşmış, güç olmuştur.
Zaman onların zamanı, bütün mahalleler üfürükçü cemaatlerin denetiminde…!
Zügürt Ağa filmini seyretmeyen insan yoktur.
Bir düşünün Saddam Hüseyn de kaçıp İstanbul’da farklı bir kimlikle yaşasaydı Zügürt Diktatör unvanını kazanmak zorundaydı.
Maho Ağa olmanın, zügürtü olmak ve olmamak arasında duruş biçimi olarak fark olmaz.
Diktatörler için de bir fark olmaz. Diktatör olmak zaten feodal hanedanlığın bir üst aşamasıdır.
Sınıfların da kendine ait tarihi evrimleri vardır. Köle sahibi köle emeğini gasp edip o gaspla gayri menkul sahibi olur.
Malikanesi hem köle sahibi şan ve şöhretine, hem feodal mir, feodliteden maddi imkanını kapitale çevirip kapitalist olarak burjuva olur. İhtişamları bir başka!
Bu sınıf atlamaları kazaya uğradığı zaman vay onların başına!
Her koşulda zübük unvanı verilir. Hepsi bu unvanlara nail oldu, şimdi dünyanın değişimiyle diktatörlerin boynuna bu kader kara bir kader olarak asılacak. “Zügürt diktatör!” ünvanını Allah kimseye kısmet etmesin, çok acıdır. Recep Paşa zübük paşa unvanına kavuşmadı henüz ama kara kara düşünüyor şimdi!
İnsan zübük diktator durumuna düşerse her kes “Zübük diktatör geldi, zübük diktatör gitti…” diyecekler!
Diktatörlerin sicili pek iyi sayılmaz zaten. İnsanlar Osmanlı padişahlarından, Beton Mıstodan bahsederken eski Arap deve kokularını ya da Selanik kalleşliklerini yad eylerlerdi!
Beton Mısto öldüğü gün benim abim doğmuş, o yüzden annem abimi hep hayırlı evlat olarak dillendirirdi.
Mısto çok biçimsiz bir nesil bıraktı! Türkiye’deki tüm politikalar onun biçimsizliğinde biçimlenen dinli, dinsiz, anıtperest olarak onun ürünleridir.
Maummer Kaddafi’nin kendisi tarafından biçimsizleştirildiği köleleri tarafında taşlarla linç edildiği zaman, diktatörlere karşı olanlar bu iğrenç linç şekline karşı çıktılar. Çünkü erdemli insanlar, hukuk yolundan başka bir hesap şekline inanmıyorlar.
Zübük olsun, olmasın diktatörlere göre hukuk gülünç bir çözüm şeklidir, ama hesap verme anında bile erkekliklerinden, horozluklarından vaz geçmezler. Hitler gibi gür ve sert sesleriyle böğürürler!
İster onlara züğürt diktatör deyin, ister zübük deyin, ister demeyin onlar diktatörlüklerini bırakmazlar. Zügürt Maho Ağa mağruriyetinin son günlerinde alçak bir sesle “köfteee” diye bağırırken ağalığını bırakmamıştı.
Onun itaatkar fedaileri, onun önünde Mehmet Metiner olmuşlardı ama zügürtün artık kendi sadık kölesine verecek bir şeyi olmayacaktı.
Ülkemizde özgür insan kalemleri az olsa da yazıyor.
Yazmaya yazıyor ama eski krallıktaki usulde olduğu gibi Kürdistanın tavuk çiftliklerinin horozları itiraz ediyor. Çünkü statükonun değişmesini istemezler. Satükoda şiirler kral için yazılırdı.
İlhamlar tanrı-krallar için gelirdi, övgüler krallara yapılırdı, tanrısal kurtarıcı Şabanlar liderlerdi.
Hani Türkler baççavuş’un anıtkabrine giderken “atam sen kalk ben yatam” diyorlar ya ! İşte o meseleden bahsediyoruz.
İnsan siyasi gecelerde bir yatmaya alıştı mı uyanmak nedir bilmez. Hep yatar, yata yata Diyarbakır karpuzu gibi şişer de şişer.
En iyi şişen karpuzdan sahibi nemalanır. En fazla şişen avanak hindiden siyasi abi nemalanır. Diktatörlerin kıçını yalamak, bastığı toprağı yemek, önünde dört kat Mehmet Metiner olmak Kürdlere de bulaşmış!
Uy havar Barak Obema’dan selam var!
Demokrasinin ağırlığı altında olan devlet başkanları diğer ülkelerle ilişkilerinde aynı ağırlığı yansıtırlar. Abdultayyip Erdoğanın kırmızı hattaki telefonu çaldığında Recep Tayyip Paşanın ödü kopuyor!
Hele Avrupa Birleşik Devletlerinin komünal başkanlarının Birlik raporları geldiğinde tir tir titrerler.
Bu zübükler çok iyi biliyor ki Türkiye gibi suni millet ve devletlere Dolar ve Evro desteği çekildiği anda bu ülkeler de ağalar, diktatörler gibi zügürt ünvanına kavuşurlar.
Türkiyenin durumu çok vahim, Kürtler son demokratik eylem biçimleriyle Türkiyenin demokratik prestijlerini kurtarıyor ama ne zamana kadar?
Tayyip Emmi! Züğürtlerin değer düşüşü devalüe etmekle bile kurtarılamayacak. Zügürt diktatörler de eskici pazarında alıcı bulamayacak. En iyisi diktatörlere ve Hz. Ömere özenme Lazoğlu!
Sahi Saddam Hüseyin sağ olasaydı, pazara düşseydi siz bu zügürt diktatöre kaç para verirdiniz?
Bu soruyu Kürtlere sormuyorum. Kürtlere sorsam dünya genelinin eğiliminin dışında cevaplayacakları için cevap istisnada kalır. Kuzey Kürdistan’ın yönlendiriliş biçimini Allah kimsenin başına vermesin!
Bu düzen yıkılmalı! Kürtler çok gürültü çıkarıyor ama bu düzeni yıkmıyor, tamir edip insanlığın başına bela ederse dünya insanlığına borçlu kalır.
Cumhuriyeti demokratikleştirme tamirhanesinde tamir ediyorlar. Tamirci ustalarına havale ediyorlar.
Türklerin ne zırtokrasisi ne de demokrasisi Kürtlere yarıyor: İkisi de Kürtler için ölüm fermanıdır, asimilasyondur, inkardır…
Biz kendi kaderimizi kendimiz tayın etmek zorundayız. Aksi taktirde zügürtlerin insafına kalırız!
Elaziz’de bir araştırma hastanesi var. O hastanede fare yerine hasta insanları kobay olarak araştırma malzemesi yapılıyor. Oraya giden hasta, ölü olarak güle oynaya evine sapasağlam döner!
Türkiye modern bir ülkedir, polisleri de Avrupa polisi gibi orantılı güç denemesi yapıyor.
Türkiye, zırtokrasiden demokrasiye geçeceğine inanıyor ama bu demokraside Kürtlere ait bir şey olmayacak, Kürtler yine mahrum olacak.
Bakın polis ne güzel gaz kullanıyor! Hem de Avrupayî usulde. Biz kalemin deliliğinde Türkiyeyi deşifre ettiğimiz için siyasi abiler bana kızıyorlar.
Allah büyüktür, siyasi abiler büyüktür, bir bildikleri vardır mutlaka!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner376

banner375